21 Mart 2014 Cuma

Siyasi yazı

Karar vermiştim aslında seçim geçene kadar politik birşeyler yazmayacaktım ne burada ne twitterda. Hele burada hiç yazmayacaktım ama dayanamıyorum.

Ülkede olanlar, malumunuz.

Her gün yeni bir krize uyanıyoruz. Gündem o kadar hızlı ve o kadar çabuk değişir oldu ki hepimizin beyni yanmış durumda.

Yatıyoruz siyaset, kalkıyoruz siyaset bu aralar.


İşe gidiyoruz, o da yetmiyor, sizi bilmiyorum ama benim işlerim yetişmiyor. Sadece benim değil, herkesin. Sürekli bir gündem takip etme durumu, o ne demiş, bu ne yazmış, gördün mü, okudun mu, yeni tape düşmüş mü, protesto var mı vesaire.

Üniversiteye ilk başladığım yıl, okulun açılmasından bir gün önce babam beni karşısına alıp uzun uzun konuşmuştu, tavsiyeler vermişti. Çok kapsamlı bu tavsiyeler, "Kavga edeceksen ilk yumruğu mutlaka sen at, sağlam at." cümlesinden, "Aman kızım, sağ sol olaylarına karışma. Siyasi görüşünü belli etme." cümlesine kadar değişiklik gösteriyordu.

17 yaşındaydım ne siyasi görüşüm olacaktı da belli edecektim ki, zira yoktu da.

Kaldı ki benim okuduğum okulda olmazdı öyle olaylar. Karıştığım en büyük olay, okul kantininde alternatif takılan tipler (elinde bagetlerle masaya vurup ritim tutan, büyük güruhlar halinde dolaşan, bol kızıl saçlı kızlar ve bol piercingli erkekler) ve cadde kızlarıyla cadde delikanlıların olduğu grubun birbirine girmesiydi. Olay da şu. Kantindeki müzik kutusu, sürekli rock çalıyormuş, arada Demet Akalın-Gülşen de çalsınmış, satanistler kantin müziğini tekellerine almışlarmış. Caddeciler müzik kutusunun fişini çekince, birbirine girmişti herkes.

Ona bile karıştım denemez aslında.

Neyse, bizim ailelerimiz o üniversite olayları zamanlarını ve darbe dönemi yaşadığından olsa gerek, apolitik yetiştirdi bizim neslimizi diye bir teorim vardı hep.

Ta ki 31 Mayıs 2013'e kadar.

Bilgisayar başından kalkmayan bu nesil sokaklara döküldü. Kendi tarzıyla döküldü ama. Ortaya akıl sağlığımızı yitirmemizi engelleyen, arada gülümseten şeyler çıktı. Bilgisayar başından kalkmamanın faydalarını gördük. Bir de komikmişiz biz ya. Ehehe.

Aradan aylar geçti. Artık daha sabırsız, daha öfkeli bir gençlik var. Farklı grupların birbirine tahammülü kalmamış. Gezi zamanında yayılan o beraberlik hikayeleri, yine sanal ortamda birbirini yargılamaya, laf atmaya, hakaret etmeye, saygısızlığa dönmüş durumda.

Bu ülkenin gençleri olarak en birlik olmamız gereken zamanda yine bölündük gibi hissediyorum ve bu beni korkutuyor.

En basitinden bugün, nevruz kutlamaları yüzünden Türk-Kürt birbirine girmiş durumda. Yarın maç olsun, Galatasaray-Fenerbahçe olacak bu. Ya da öbür gün Heteroseksüel-Eşcinsel olacak.

Birlik olmayı beceremiyoruz, örgütlenemiyoruz bir türlü. Bu yüzden "Tatava yapma, bas geç" kampanyasını desteklediğimi söylemek istiyorum.

Konu artık sizin ya da benim ideolojilerimiz değil ne yazık ki. İdeoloji gibi bir lüksümüz kalmadı çünkü şu anda. Konu beraber olmak. Konu, evinin içine, bilgisayarının içine, yatak odanın içine, vajinanın içine, kanındaki alkol oranının, nikotin seviyesinin içine kadar karışan ve karışmayı hak gören bir zihniyeti durdurmak.

Konu, bundan daha kötü alternatif olmayacağına, dibe vurulduğuna inanmak. Kötünün kötüsünün ekmeğine yağ sürmek yerine, kötünün iyisiyle baştan defetmek. Bu yüzden işte "düşmanımın düşmanı dostumdur" stratejisi.

İnsanların tepkilerini de anlıyorum, şahsen şu anda meydanda beni, görüşlerimi ve haklarımı temsil eden bir aday veya parti de bulunmuyor. E ne yapayım? Boş oy mu atayım?

Anlaşılması gereken tek bir nokta var. Konu burada o alsın ya da bu alsın değil.

O almasın.

O almasın şimdilik yeter.

 Gerisini düşünürüz.

8 Mart 2014 Cumartesi


Radikal kararlar aldım hayatımda.

Mesela hayatımdan gereksiz insanları çıkardım. Karşımdaki ne der diye düşünmemeye başladım. Hep iki düşünüp bir konuşurken, sikerim bu kuralı dedim, ağzıma geleni söyledim.

Diyete başladım. Yediğim şeylerin kalorilerini saymaya başladım. Daha sağlıklı beslenmeye başladım. Canım sıkıldığında waffle ya da cheesecake sipariş vermek yerine dışarı çıkıp yürümeye başladım.

Çok yürüdüm. Müziğimi taktım kulağıma, düşünmeden yürüdüm. Düşünmekten sıkıldım artık, insanlarla konuşmaktan daraldım. Kimseyle muhattap olmamaya başladım.

Spora başladım. Daha enerjik hissetmeye başladım kendimi. İçimdeki öfkeyi buna yönelttim. Eve gelip dizi açıp saatlerce oturmak yerine, çantamı fırlatıp spora gider oldum.

Sigarayı bıraktım. Nefes alamamalarım geçti. Sabah daha kolay uyanır oldum. Merdivenleri daha kolay çıkmaya, yokuş çıkarken daha az nefes nefese kalmaya başladım.

Buraya kadar herşey iyi, ama ilaçlarımı da bıraktım. Doktora danışmadım, azaltmadım. Bir anda kestim herşeyi. Sadece arayıp teşekkür ettim bir buçuk sene boyunca bana yardımcı olmaya çalıştığı için. Kendisinin benim için para ve zaman kaybı olduğunu, herhangi bir değişiklik olmadığını, bir daha gelmeyeceğimi, ilaçlarımı bıraktığımı söyledim.

İlaçları bırakınca farkettim ki bir buçuk senedir sadece erteliyordum şu an hissettiklerimi. Bu aralar belki de bu yüzden daha sinirli, daha huzursuzum. Daha umursamazım aslında. Ettiğim laflar, yaptığım şeyler karşımdakini kırar mı diye düşünmekten sıkıldım. Kendimi kısıtlamaktan bıktım. Herkese istediğim gibi davranıyorum. Bunun sonucunda farkettim ki kimsenin bir gram değeri bile yok gözümde. Bir canavara dönmüş gibi hissetsem de bazen kendimi, içimde belli bir şeye veya bir kimseye yönelmiş bir öfke olmasa bile, genel anlamda durduramadığım bir kızgınlık var. Üstelik belli bir hedefim yok. Hedefim, herkes ve herşey. Bir buçuk yıl geriden gelen ve biriken bir öfke patlaması yaşıyorum. Zamanında eğer bunu bastırmayıp atlatsaydım, şu an daha dingin olurdum herhalde. Arkadaşlarım yanlış yaptığımı söylüyor, bir anda bırakmanın kötü olduğunu, çökeceğimi düşünüyorlar.

Hiçbiriniz sikimde değilsiniz, üzgünüm.

1 Mart 2014 Cumartesi

no day is safe from news of you.

Bazı günler oluyor ki aklımın ucundan bile geçmiyorsun. Fakat bazı günler oluyor ki seninle aynı isme sahip biriyle karşılaşmam bile yetiyor gözlerimin dolmasına.

Bazı günler oluyor ki seni çok özlüyorum. Fakat bazı günler oluyor ki hayatımdan çıkıp gittiğin için kendimi şanslı sayıyorum.

Bazı günler oluyor ki seni düşünüyorum başkalarıyla sevişirken. Fakat bazı günler oluyor ki her bir başkasının dokunuşunun senin izini sildiğini, beni temizlediğini hissediyorum.

Bazı günler oluyor ki "Hala seviyorum, şu an gelse gözümü kırpmadan geri alırım onu" diyorum. Fakat bazı günler oluyor ki "Kırk götüm olsa bu saatten sonra ona birini vermem" diyorum.

Bazı günler oluyor ki mutlu ol istiyorum. Fakat bazı günler oluyor ki umarım acı çekiyorsundur, hayatın bok gibi gidiyordur, yalnız hissediyorsundur, parasız kalıyorsundur diye düşünüyorum.

Bazı günler oluyor ki ortak arkadaşlarımızla konuşurken içimden senin hakkında bişeyler söylesinler, nasılsın öğreneyim diye yalvarıyorum. Fakat bazı günler oluyor ki konu senin uzağından geçse bile onları susturuyorum, sinirleniyorum, "Bana o orospudan bahsetmeyin." diyorum.

Bazı günler oluyor ki ortak arkadaşlarımıza, "Taraf seçmeyin, sonuçta biz ayrıldık, bu sizi ilgilendirmez" diyorum. Fakat bazı günler oluyor ki "Sen benim arkadaşımsın! Bence bunu bir hatırlat kendine!" diye çemkiriyorum.

Bazı günler oluyor ki bişeyler yaz istiyorum facebookta, yaşadığına dair bir işaret ver, iyi olduğunu bileyim, çok sessiz kalıyorsun. Fakat bazı günler oluyor ki, bir anda seni facebook listemden silmeye, numaranı telefonumda bloklamaya karar veriyorum (ve yapıyorum da), ortak bir arkadaşımız seninle gittiği mekanda seni de tagleyip sen listeme düşünce Sylvia Plath geliyor aklıma, "No day is safe from news of you" diyorum, senden tamamen nasıl kurtulabileceğimi merak ediyorum.
 
İlk kısımdaki bazı günler artık çok nadir olmaya başladı.

Beni özlemediğini de biliyorum ama umarım özlüyorsundur. Umarım canın yanıyordur. Benim hakkımda canının yanmasını da geçtim, umarım biri, bişeyler, bir şekilde senin canını yakıyordur. Bir şekilde herhangi bir şey yüzünden acı çekiyorsundur. Mutlu olmanı istemiyorum. Mutluluğu hakeden en son insansın çünkü benim gözümde. O kadar kötü kalpli bir insansın ki, karmanın bana yaptığı gibi sana da adaletini uygulamasını istiyorum.

Seninle ilgili hiçbir isteğim kalmadı. Tebrik edebilirsin kendini.

Lexie: [narrating] Grief may be a thing we all have in common, but it looks different on everyone.
Mark: It isn't just death we have to grieve. It's life. It's loss. It's change.
Alex: And when we wonder why it has to suck so much sometimes, has to hurt so bad. The thing we gotta try to remember is that it can turn on a dime.
Izzie: That's how you stay alive. When it hurts so much you can't breathe, that's how you survive.
Derek: By remembering that one day, somehow, impossibly, you won't feel this way. It won't hurt this much.
Bailey: Grief comes in its own time for everyone, in its own way.
Owen: So the best we can do, the best anyone can do, is try for honesty.
Meredith: The really crappy thing, the very worst part of grief is that you can't control it.
Arizona: The best we can do is try to let ourselves feel it when it comes.
Callie: And let it go when we can.
Meredith: The very worst part is that the minute you think you're past it, it starts all over again.
Cristina: And always, every time, it takes your breath away.
Meredith: There are five stages of grief. They look different on all of us, but there are always five.
Alex: Denial.
Derek: Anger.
Bailey: Bargaining.
Lexie: Depression.
Richard: Acceptance - See more at: http://www.tvfanatic.com/2009/09/greys-anatomy-season-premiere-quotes-good-mourning--goodbye/#sthash.DXpbNxip.dpuf
Lexie: [narrating] Grief may be a thing we all have in common, but it looks different on everyone.
Mark: It isn't just death we have to grieve. It's life. It's loss. It's change.
Alex: And when we wonder why it has to suck so much sometimes, has to hurt so bad. The thing we gotta try to remember is that it can turn on a dime.
Izzie: That's how you stay alive. When it hurts so much you can't breathe, that's how you survive.
Derek: By remembering that one day, somehow, impossibly, you won't feel this way. It won't hurt this much.
Bailey: Grief comes in its own time for everyone, in its own way.
Owen: So the best we can do, the best anyone can do, is try for honesty.
Meredith: The really crappy thing, the very worst part of grief is that you can't control it.
Arizona: The best we can do is try to let ourselves feel it when it comes.
Callie: And let it go when we can.
Meredith: The very worst part is that the minute you think you're past it, it starts all over again.
Cristina: And always, every time, it takes your breath away.
Meredith: There are five stages of grief. They look different on all of us, but there are always five.
Alex: Denial.
Derek: Anger.
Bailey: Bargaining.
Lexie: Depression.
Richard: Acceptance - See more at: http://www.tvfanatic.com/2009/09/greys-anatomy-season-premiere-quotes-good-mourning--goodbye/#sthash.DXpbNxip.dpuf
Lexie: [narrating] Grief may be a thing we all have in common, but it looks different on everyone.
Mark: It isn't just death we have to grieve. It's life. It's loss. It's change.
Alex: And when we wonder why it has to suck so much sometimes, has to hurt so bad. The thing we gotta try to remember is that it can turn on a dime.
Izzie: That's how you stay alive. When it hurts so much you can't breathe, that's how you survive.
Derek: By remembering that one day, somehow, impossibly, you won't feel this way. It won't hurt this much.
Bailey: Grief comes in its own time for everyone, in its own way.
Owen: So the best we can do, the best anyone can do, is try for honesty.
Meredith: The really crappy thing, the very worst part of grief is that you can't control it.
Arizona: The best we can do is try to let ourselves feel it when it comes.
Callie: And let it go when we can.
Meredith: The very worst part is that the minute you think you're past it, it starts all over again.
Cristina: And always, every time, it takes your breath away.
Meredith: There are five stages of grief. They look different on all of us, but there are always five.
Alex: Denial.
Derek: Anger.
Bailey: Bargaining.
Lexie: Depression.
Richard: Acceptance - See more at: http://www.tvfanatic.com/2009/09/greys-anatomy-season-premiere-quotes-good-mourning--goodbye/#sthash.DXpbNxip.dpuf
Grief may be a thing we all have in common, but it looks different on everyone. It isn't just death we have to grieve. It's life. It's loss. It's change. And when we wonder why it has to suck so much sometimes, has to hurt so bad. The thing we gotta try to remember is that it can turn on a dime. That's how you stay alive. When it hurts so much you can't breathe, that's how you survive. By remembering that one day, somehow, impossibly, you won't feel this way. It won't hurt this much. 

Grief comes in its own time for everyone, in its own way. So the best we can do, the best anyone can do, is try for honesty. The really crappy thing, the very worst part of grief is that you can't control it. The best we can do is try to let ourselves feel it when it comes. 

And let it go when we can. 

The very worst part is that the minute you think you're past it, it starts all over again. And always, every time, it takes your breath away. 

There are five stages of grief. They look different on all of us, but there are always five. 
Denial,
Anger,
Bargaining,
Depression,

Acceptance.

Teşekkür ederim...

16 Aralık 2013 Pazartesi

yalnız olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.

Karma denilen şeye çok inanmaya başladım bu aralar. Eskiden aynı anda birkaç kişiyle birlikte olmanın onların canını yakmanın acısını sadık olduğum son ilişkimde kıçıma tekmeyi yiyerek yaşadım diye düşüyorum.

Şu anki asıl problemimse yalnız olmak. Kendimi uzun zamandır hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim açıkçası. Son ilişkim biteli bir sene oluyor, her ne kadar arada görüşsek bile yine de "bütün olma hissi" olmadığı için garibim. Yalnız film izlemeyi, yalnız yemek yemeyi ve yalnız uyumayı sevmiyorum, halen alışamadım.

Bu dönemimde insanlar yanıma gelip "3 haftadır çıkıyoduk ama artık beni aramıyor" diye ağladıkları zaman kendimi onlara kızar buluyorum. İnsanların acılarını küçümsediğimi farkettim. Tamam, ben neredeyse 4 senelik bir ilişki yaşadım ve bunun 3 senesi aynı evde geçti ve bitti, olabilir, fakat bu bana diğer insanların acılarını hafife alma hakkı vermiyor. Bunu kendime hatırlatmam lazım. Kötü bir arkadaşım.

Uzunca bir zamandır hayatıyla yakınan insanlara hep "Peki bunu değiştirmek için ne yapıyorsun?" diye soruyorum. Şu anda ben mutsuzum ve bunu kendime sormaktan korkuyorum çünkü cevabını uygulayamayacağımı biliyorum.

Yalnız olmaktan mutsuzum, peki bunu değiştirmek için ne yapıyorum? Hiçbirşey. Gidip kendimi olmayacak insanların peşinde hırpalıyorum. Şizofrenik bir yapıya bürünüyorum ve yanlış yorumluyorum. Asıl yapmam gereken şey, yeni insanlarla tanışmak. Fakat bu çok korkutucu. Kendimi yeniden birine anlatmak, onu dünyama, hayatıma, arkadaş ortamıma sokmak çok büyük bir yükmüş gibi geliyor. Aynı şey karşımdaki için de geçerli. Onun dünyasına, hayatına, arkadaş ortamına girmek, kendisini anlatmasını dinlemek, alışkanlıklarını, sevdiği şeyleri, sevmediklerini, ilgi alanlarını öğrenmek de apayrı bir yük. Bu sebeple zaten eski sevgililerime koşuyorum.

Yaptığım şeyin yanlış olduğunun farkındayım, ama bunu durduracak hiçbirşey yapmıyorum çünkü alternatifinden daha iyi hissettiriyor. Artık eskisi gibi değilim, gücüm ve kendime güvenim yok. Kendimle ilgili ne kadar görüşüm varsa herşey yerle bir olmuş durumda. O yüzden tekrar denersem eğer ve yine suratıma çarpılırsa kapılar, toparlanabilir miyim bilmiyorum.

Dün örneğin, çok saçma birşey yaptım. Bugün apayrı saçma birşey yaptım. Asıl niyetim gerçi bu şekilde olması değildi ama karşımdan sanki o şekilde algılanmışım gibi hissettim. Çok kriptik konuştum. Şöyle diyebiliriz, normal bir konuşma sanırım karşımdaki tarafından yanlış algılandı. Amaan. Boşverin. Herşey çok saçma.

Uyumam gerekiyor çünkü beş saat sonra kalkacağım. Ben kısacası unumu eledim eleğimi astım galiba. Yalnız öleceğim.

18 Eylül 2013 Çarşamba

Korku gecesi

Karanlık. Gece. Kapı yavaşca aralanır ve parmak ucunda sessizce içeri girer.

- Lasita? (Uydurduğu İspanyolca nickname)
+ Hmm...
- Lasita, uyuyor musun?
+ Hmm......
- Lasita...(yatağa oturur) Uyan...
+ Ne. Ne var? (sıçrar)
- Korkmuştum. Uyuyor musun?
+ Artık uyumuyorum. (iç çeker)
- Sorry.
+ Önemli değil, (yatakta doğrulur) noldu?
- Ben korkmuştum.
+ Neden korktun kabus mu gördün?
- Kabus?
- Evet, kötü rüya yani. (esner) Noldu, kötü rüya mı gördün?
+ Evet kötü, korkmuştum ben. Uyandım.
- Gel bakalım şöyle (yatakta kayıp, pikeyi açar ve kolunu uzatır), gel anlat ne gördün.
+ Tamam. (yanına uzanır, iyice sokulur)
- Rahat mısın?
+ (gülümser) Çok.

- Anlat bakalım ne gördün. Türkçe anlatmak zorunda değilsin.
+ Yok anlatabilirim ben.
- Peki madem.
+ Biiiz, bir... binadayız.
- Ben de mi varım?
+ Evet. Binadayız. Sonraaa... Patlama oldu. Her taraf kilitli. Koştum. Seni aradım.
- Neden beni aradın da kaçmadın?
+ Bilmiyorum, rüya... (gülümser)
- Ee peki sonra?
+ Ben sordum insanlara neredesin ama kimse bilmedi. Sonra aklıma bahçe geldi oraya baktım. Ben gördüm seni dışarda.
- (Gülmeye başlar)
+ Komik değil.
- Hayır pardon, gülmek istememiştim gerçekten çok zor tutuyodum kendimi ama, zihnimden İngilizce'si geçiyor kurduğun cümlenin. "Ben sordum insanlara nerdesin" (gülmeye devam eder). Resmen beyninde kelime kelime çeviri yaptıktan sonra ağzından çıkıyor cümleler.
+ Ya uf ya! Gülme!
- Hayır ama çok tatlı o yüzden gülüyorum.
+ Ben tatlıyım (sinsice gülümser).
- Sen değil, konuşma tarzın.
+ Ya! Ben.
- (kahkaha atar) Tamam tamam sen.

+ Heheheh. Evet.

- Ee dışarda gördün beni sonra noldu?
+ Ne. Haa.. Sonraaaaaa, kapıyı itmeyi denedim ama kapı kilitli. Camaa.. Camı. Camı kırmak için fire extinguisher aldım.
- Onu nerden buldun?
+ Bilmem. Buldum.
- Ee?
- Cam kırılmadı.Sonra ben başka ararken biri beni çekti. Ben gittim.
+ He bıraktın yani beni dışarda öylece. Patlama oluyo, sen beni dışarda görüyosun ve bırakıp gidiyosun öyle mi?
- Hayırrr!
+ He duuur iyi oldu bak bunu öğrendiğim, demek bu kadarmış. Ölüme terkettin beni. Çık git yatağımdan.
- Ya ama technically, bu benim yatağım. Çünkü benim evim.
+ Şimdi benim evim benim yatağım oldu öyle mii? Sen diil miydin bana "Lasita, bana gel korku filmi izleyelim." Filmden sonra da "Lasita gitme burda kal, tek başıma korkarım" diyen?
- Evet amaaa...
+ Ne ama. Ama ne. Sen miydin değil miydin?
- Evet çünkü gitmedin iyi ki bak korktum ben!
+ (gülmeye başlar) İyi yaptın. Ama yine de bıraktın beni.
- (İngilizce) Dinlicek misin beni? Devamını anlatıcam çünkü. Bırakıp gitmedim.
+ Ooo.. Dil değiştirdik, işler ciddileşti. Tamam şaka yaptım. Anlat.
- (Türkçe) Gittim ben, çatıyı gördüm.
+ Çatı mı.
- Evet. Çatıdan iple aşağı indim.
+ Süper güçlerin var yani.
- Sus lütfen.
+ Hahah tamam. Ee?
- Seni safe haven gibi bir yere çektim. Sonra biri kapıyı çaldı. Uyandım.
+ Bu kadar mı?
- Evet.
+ Valla hiçbişi anlamadım anlattığından.
- Ama çok korktum ben (dudağını sarkıtır)
+ Hafta içi yaptığımız tatbikatların etkisinde kalmışsın.
- Tat-bitat ne demek?
+ Hani drill yaptık ya, etkilemiş seni.
- Hmm
+ Kıçın açıkta kalmış biraz da.
- Kıç?
+ Evet bizde öyle derler. Saçma rüya görürsen, poponu iyi örtmeden uyuduğun için gördüğün söylenir.
- O zaman ne yapalım bak.
+ Ne yapalım?
- Ben burada yatacağım.
+ (alaycı tonla) Eeee? Ben nerde yatıcam?
- Seeeeen, sen de burada yatacak-yatacaksın.
+ Bak sen.
-Veee eğer açık olursa kapatacaksın.
+ Neyi kapatıyorum?
- (kısık sesle) Popomu.
+ Neyi?
- Popomu yaaa popomu!
+ Haahhahah
- Tamam mı?
+ (gülmeye devam eder) Tamam. Ama şu kolumu almam lazım altından uyuştu çünkü.
- Ben dönerim sen spoon yap? Olur mu? (arkasını döner) Hem popom yakın olur.
+ Valla bana uyar (arkasından sarılır). Evet böyle daha rahat.
- İyi geceler Lasita...
+ İyi geceler sana da...