Karar vermiştim aslında seçim geçene kadar politik birşeyler yazmayacaktım ne burada ne twitterda. Hele burada hiç yazmayacaktım ama dayanamıyorum.
Ülkede olanlar, malumunuz.
Her gün yeni bir krize uyanıyoruz. Gündem o kadar hızlı ve o kadar çabuk değişir oldu ki hepimizin beyni yanmış durumda.
Yatıyoruz siyaset, kalkıyoruz siyaset bu aralar.
İşe gidiyoruz, o da yetmiyor, sizi bilmiyorum ama benim işlerim yetişmiyor. Sadece benim değil, herkesin. Sürekli bir gündem takip etme durumu, o ne demiş, bu ne yazmış, gördün mü, okudun mu, yeni tape düşmüş mü, protesto var mı vesaire.
Üniversiteye ilk başladığım yıl, okulun açılmasından bir gün önce babam beni karşısına alıp uzun uzun konuşmuştu, tavsiyeler vermişti. Çok kapsamlı bu tavsiyeler, "Kavga edeceksen ilk yumruğu mutlaka sen at, sağlam at." cümlesinden, "Aman kızım, sağ sol olaylarına karışma. Siyasi görüşünü belli etme." cümlesine kadar değişiklik gösteriyordu.
17 yaşındaydım ne siyasi görüşüm olacaktı da belli edecektim ki, zira yoktu da.
Kaldı ki benim okuduğum okulda olmazdı öyle olaylar. Karıştığım en büyük olay, okul kantininde alternatif takılan tipler (elinde bagetlerle masaya vurup ritim tutan, büyük güruhlar halinde dolaşan, bol kızıl saçlı kızlar ve bol piercingli erkekler) ve cadde kızlarıyla cadde delikanlıların olduğu grubun birbirine girmesiydi. Olay da şu. Kantindeki müzik kutusu, sürekli rock çalıyormuş, arada Demet Akalın-Gülşen de çalsınmış, satanistler kantin müziğini tekellerine almışlarmış. Caddeciler müzik kutusunun fişini çekince, birbirine girmişti herkes.
Ona bile karıştım denemez aslında.
Neyse, bizim ailelerimiz o üniversite olayları zamanlarını ve darbe dönemi yaşadığından olsa gerek, apolitik yetiştirdi bizim neslimizi diye bir teorim vardı hep.
Ta ki 31 Mayıs 2013'e kadar.
Bilgisayar başından kalkmayan bu nesil sokaklara döküldü. Kendi tarzıyla döküldü ama. Ortaya akıl sağlığımızı yitirmemizi engelleyen, arada gülümseten şeyler çıktı. Bilgisayar başından kalkmamanın faydalarını gördük. Bir de komikmişiz biz ya. Ehehe.
Aradan aylar geçti. Artık daha sabırsız, daha öfkeli bir gençlik var. Farklı grupların birbirine tahammülü kalmamış. Gezi zamanında yayılan o beraberlik hikayeleri, yine sanal ortamda birbirini yargılamaya, laf atmaya, hakaret etmeye, saygısızlığa dönmüş durumda.
Bu ülkenin gençleri olarak en birlik olmamız gereken zamanda yine bölündük gibi hissediyorum ve bu beni korkutuyor.
En basitinden bugün, nevruz kutlamaları yüzünden Türk-Kürt birbirine girmiş durumda. Yarın maç olsun, Galatasaray-Fenerbahçe olacak bu. Ya da öbür gün Heteroseksüel-Eşcinsel olacak.
Birlik olmayı beceremiyoruz, örgütlenemiyoruz bir türlü. Bu yüzden "Tatava yapma, bas geç" kampanyasını desteklediğimi söylemek istiyorum.
Konu artık sizin ya da benim ideolojilerimiz değil ne yazık ki. İdeoloji gibi bir lüksümüz kalmadı çünkü şu anda. Konu beraber olmak. Konu, evinin içine, bilgisayarının içine, yatak odanın içine, vajinanın içine, kanındaki alkol oranının, nikotin seviyesinin içine kadar karışan ve karışmayı hak gören bir zihniyeti durdurmak.
Konu, bundan daha kötü alternatif olmayacağına, dibe vurulduğuna inanmak. Kötünün kötüsünün ekmeğine yağ sürmek yerine, kötünün iyisiyle baştan defetmek. Bu yüzden işte "düşmanımın düşmanı dostumdur" stratejisi.
İnsanların tepkilerini de anlıyorum, şahsen şu anda meydanda beni, görüşlerimi ve haklarımı temsil eden bir aday veya parti de bulunmuyor. E ne yapayım? Boş oy mu atayım?
Anlaşılması gereken tek bir nokta var. Konu burada o alsın ya da bu alsın değil.
O almasın.
O almasın şimdilik yeter.
Gerisini düşünürüz.
Hayatım roman olsa
7 yıl önce