SİBEL HOCA’NIN BÜYÜTECİ –
Sıfırıncı Hasta - Polat Onat
İnceleme: Sibel Güneşdoğdu
Merhabalar YazarEvi dostları, kitapların dünyasında huzur bulan edebiyat tutkunları…
Polat Onat’ın kaleminden; Spritüel Bilimkurgu türünde bir
kitap; Sıfırıncı Hasta. Kitapta yer alan dokuz öykü, farklı kurgusuyla düşler
ötesi dünyalara taşıyor okurunu.
İlk ve son öykü birbiriyle ilintili; başladığı gibi
bitirmek istemiş yazar; Kaos Tamircisi ve Yeni Kaos… İki öykünün ana
kahramanıysa Nevzuhal…
Kaos Tamircisi’nde
kızı Şehvaz’ı uyandırmaya çalışan, bir yandan da kahvaltı hazırlayan bir anne
görüyoruz; Nevzuhal’i… Her şey oldukça olağan. Derken…
“KT7... Acil durum! Hemen görev başı!”
Nevzuhal, gözünün önünde beliren dijital yazıyı okuyor.
Anlıyoruz ki ne Nevzuhal sıradan bir kadın ne de yazarın kurguladığı dünya
bilindik bir yer. Düşüncelerindeki sözler, otomatik olarak yazıya dökülüyor,
Nevzuhal, göz bebeği hareketleriyle merkezle iletişimde; beynine yerleştirilmiş
mikro işlemcili iletişim implantıyla...
Gönderilen mesajlar beyninde bir uyarı sesiyle gözünün
önünde beliriveriyor. O günkü görevi, tanımı rapor edilen bir adamın 7/ E numaralı
belediye otobüsüne binişini engellemek. Gelişmelerse öyküde…
Kalem Polisleri’nde
Seul'de onkoloji hastanesinde memur Nutaf'la tanışıyoruz; hastaların kabulünü,
kaydını yapıyor. Aynı zamanda üretken bir yazar. İş çıkışında evine dönüyor.
Akşam yemeğini hızlıca atıştırıp odasına çekildiği bir gece çalan zille
irkiliyor. Buyurgan ses kapıyı açmasını söylüyor. Gelenler Kalem Polisleri…
Oysa şimdiye dek hiç yanlış bir şey yazmamış; yasaklı kelimeleri kullanmamış,
sansürlenmiş temaları kâğıda dökmemiş; kalemi uysal… Ama her yazarın beynine
takılı olan kayıt-gözlem çipi, yazılanları kaydediyor, veriler Kalem Polisi
Merkezi’ne aktarılıyor. Geçmişten geleceğe göndermeler yaparak yasaklarla
tutsaklaştırılan kalemlerden dem vuruyor yazar, düşle gerçeği sonsuz bir karabasanda
harmanlıyor…
Ateşin Frekansı’nda,
bir yangının ayrı ayrı yerlerdeki yansımalarını okuyoruz. Olay yerindekiler
çaresiz; alevler hızla yayılıyor. Diğer yanda İtfaiye ekiplerinin telaşı.
Ekrandan yangını izleyenlerin, ateşin düştüğü yeri yaktığını anımsatan
konuşmaları. Yangına dışarıdan destek veren birimlerdeki karmaşa; makam, mevki,
koltuk ekseninde acilen toplantıya çağırılmış şube müdürleri, bürokratların
konuşmaları… Ve son olarak Michigan Teknoloji Enstitüsünün kampüsünde, görkemli
bir binanın üst katındaki odayız… Ateşin Frekansı Projesi’nin beyin takımı,
kimsenin bilmediği hangi plandan söz ediyor?
Makarnacıdaki Işın Kılıcı’nda Canbil’in makarna lokantasındayız; dijital para
ödemesinde kullanılan, ince, saydam, elektronik levhanın tozunu alıyor Canbil.
Genç bir garson, işlerin iyi gittiğini, müşteriye makarna yetiştiremediklerini
anlatıyor. Hizmetçi robot masalardaki boş tabakları bulaşıkhaneye götürüyor.
Garson siparişleri ışıklı panelden tuşlayıp mutfağa iletiyor… Duvarda asılı
antika ışın kılıcı, lokanta açılalı beri aynı yerde. Baba yadigârı. İlgi
çekiyor, hatta bu nadide parçayı satın almak isteyenler çıkıyor. Dükkânın
kapısı açılıyor, Reşat Nuri Güntekin, ifadesiz bir yüzle içeriye giriyor.
Canbil, tanıdık simayı görüp heyecanlanıyor:
“Siz... Okuldayken lise edebiyat kitabımızdaki
fotoğrafınızdan tanıdım. Bayım, siz, Çalıkuşu'nun yazarı değil misiniz?”
“Rica ederim Çalıkuşu lafı etme bana! Bıktım, usandım!”
diyor Reşat Nuri, yıllar geçtiği halde kitabının gölgesinden kurtulamadığından
yakınıyor. Kurt gibi aç. Dükkânda yalnızca makarna satıldığını öğrenince
durgunlaşıyor. Savaş yıllarında köylülerin sürekli hamur işi tükettiğini
anımsıyor; sefalet günleri geri mi gelmiş? Sonra duvardaki antika kılıcı
görüyor. Sohbet, “Çehov’un Tüfeği” kuralına dek uzuyor… Bu edebiyatlı söyleşide
Reşat Nuri’yi yanımızda hissediyoruz.
Tipik Bir Kaçırılma Vakası adlı öyküde, yetmiş yaşına merdiven dayamış bir kadın,
hayatın ne çabuk geçtiğini düşünürken geçmişte, henüz yirmi beş yaşında bir
genç kızken uzaylılar tarafından nasıl kaçırıldığını anlatıyor.
Kozmik Zehirlenme’de,
Afrika'nın uçsuz bucaksız savanlarında, genç bir antilop sürüsünden ayrılıyor.
Bir krater çukurunun dibinde birikmiş tuhaf bir koku yayan yağmur suyunu
içiyor. O anda dünyanın kaderi sonsuza dek değişti, diyor yazar. Bir antilobun,
çukurdaki suyu içmesi nasıl bir faciaya neden olabilir? Büyük patlama, kozmik
saat, Standart Genişleme teorisi, Kuantum mekaniği… Yazar geniş bir bilgi
sağanağı yaratıyor… İki devasa süpernova yıldız çarpışıyor, bilinmeyen bir
element grubu oluşuyor; içlerinden biri "Himpolada" elementi.
Rastgele ilerleyen Saimeryo Meteoru Himpolada’yı yüklenmiş, rotasını dünyaya
çeviriyor. Düştüğü kuytu köşeye minik bir çukur açan meteorun üzerinden,
yeryüzü toprağına, yağmur sularına karışıyor Himpolada. Peki canlı bir
organizmayla buluşursa ne olur; öyküde…
Satranç Robotunun Tedavülden Kaldırılması’nda, son teknolojiyle üretilmiş, yeni nesil insansı
robot Pakzul’la tanışıyoruz… Kişiselleştirilmiş davranışlarıyla, insanlarla
anlaşabilecek yapıda; özellikleri insana benziyor. Sahibinin istekleri
doğrultusunda her düzeyde oyuna eşlik edebiliyor. Oyun seansından sonra
yapılması gereken, Pakzul'a teşekkür edip güç kaynağını kapatmak… Bir ziyaretçi
geliyor eve; Yapay Zekâ Araştırma Tespit Komisyonundan. Açıklamada bulunuyor
robotun sahibine; Pakzul'un sadece bir satranç robotu olarak değerlendirilmemesini,
çoklu fonksiyonlarıyla kendini sürekli geliştirebildiğini anlatıyor… Kanun
hükmünde kararnameyle Pakzul dâhil, aynı modeldeki tüm yapay zekâ robotlarının
kullanımı yasaklanacakmış. Dünyada başka dert kalmamış gibi yapay zekâlı
satranç robotlarının kullanımı neden yasaklansın ki? Adam, robotunu yetkililere
teslim etmek yerine, onun hafızasına yeni yüklemeler yapıyor; şiirle ilgili
arşiv bilgileri… Öyle bir seviyeye geliyor ki robot adeta bir filozofa
dönüşüyor. Öyküdeki adam ve robot arasında geçen şiir sohbetleri şiire yeni
yelken açanları besleyecek nitelikte… Ama komisyon üyesinin ciddi uyarıları ya
gerçekse; son araştırmalarda robotların bellek kartında ve program yazılımında
ciddi hatalar gözlemlenip sahiplerine, çevrelerine sebepsizce zarar verme eğilimi
geliştirebildikleri doğruysa… Sonrasında neler oluyor; öyküde…
Sıfırıncı Hasta’da
panik halindeki Bakahan’la tanışıyoruz. Kız kardeşine kendisine yaklaşmamasını;
dokunduğu insanları ölümcül biçimde hastalandırdığını söylüyor… Sonra geçmişe
dönüyor yazar yüzünü ve Bakahan’ın çocukluğundan başlıyor… Matruşka gibi iç içe
geçmiş insan hikâyeleri okuyoruz; birbirine değen, birinin bıraktığı yerden
başkasının sürdürdüğü. İnsanı okuyoruz, insanı insan yapan kaosu… Sıfırıncı
hasta kim? Sıfırıncı hasta okurlar mı? Yoksa hepiniz ölü müyüz? Öyküde…
Yeni Kaos’ta,
Nevzuhal’in mutfağına dönüyoruz yine, kaldığı yerden sürüyor hayat… Farklı bir
perspektiften bakıyor yazar; yarattığı atmosferle, karakterlerine taktığı
ilginç adlarla düş gücünün sınırsız evreninde okurunu dolaştırıyor.
Yolculuğa eşlik etmek isterseniz
bu öykülerle tanışın bence… Polat Onat’ın kalemine sağlık. Kitaplar ölümsüzdür;
kitaplar iyi ki var…
18.09.2022







