14 Mart 2014 Cuma

HADİ GÖRÜŞÜRÜZ CANIM

Image
Blogumun, linkinin verdiğim kuzenimden yedi sülaleme yayılması sonucu biz biraz taşınıyoruz gençler. Mecburiyetten, cidden bak mesela ben o kadar alışmışım ki miss vampiring olmaya, adın ne deseler vampiring derim, adresimi sorsalar linki söylerim o kadar yani. Tamam o kadar değil, ama bir buçuk yıldan beri burdayım, boru değil yani bir buçuk yıl, insan çok pis alışıyo işte. Blog ismimin filan değişmesine üzülmem dışında hiçbi sıkıntı yok, yine biz buralarda olucaz çünkü nazlıı'yla beraber, hani böyle hafif bakınsanız bulursunuz bizi -hoş bulmak ister misiniz bilemedim ama, şahsen ben istemezdim- zaten en geç bi iki güne yeni bi linkte bitiveririz canım ya. Görüşmek üzere.

Beyza

11 Mart 2014 Salı

AĞLAMALIK ŞEYLER

Tüm hafta sonu bu klibi izleyip izleyip ağladım.


Eğer klipte ağlanacak bir şey yok diyen olursa ciddiyim Nazlı'ya pıçaklatırım. Nasıl yok ya? Orada çok tatlı bir adam var ve rap yapıyor. Söylesene, neden rap? Neden tüm rapçiler yakışıklıyken Metallica'nın tüm grup üyeleri dede? Cidden neden? Adaletin bu mu dünya? 

Klibi o kadar izlemişim ki ilk başlarda klibi sadece Sansar Salvo için dinlerken, sonraları klipteki sarışın yeşil gözlü kıza hasta olduğumu fark ettim. İzlerken "Çok masum bakıyo, ay yerim ya şarkıyı yanlış söyledi şapşik." falan dediğimde anlamaya başladım bunu. En acısı da kızın klipte sokak lambalarından daha az görünmesiydi. Cidden neden? Adaletin bu mu dünya? (İkinci kez)

Bir ara sesi kapatıp sadece klibi izlemeyi bile düşündüm ama sonra annem odama aniden girerse ne yaptığımı açıklamak zor olur diye vazgeçtim. Klibin her saniyesini ezberledikten sonra zaten çocuk gözüme daha az tatlı gözükmeye başladı. En sonunda onun da tipinden Türklük akan normal bir insan olduğunu fark ettim. Yani yakışıklı falan değildi. Ama kötü de değil hani, ilk sevgilinin adının Hasan veya Ali olması gibi bir şey, normal yani, %99 ihtimalle bu ikisinden biridir, kalan %1 de zaten Ali Hasan ya da Hasan Ali. Ama işte ne biliyim normalliği bile tatlı gibi bir şey. Ya of iyice saçmaladım. 

O hani Sansar'ın yanındaki kız sizce de çok sinir bozucu değil mi, hani sürekli saçma bir şekilde ağzını kocaman açıp gülüyor falan ya. Ya bir de, şu şarkının sonlarına doğru Sansar'ın bereli olduğu bölüm var ya, onun ekran fotoğrafını çekmek için durdururken yaklaşık on defa filan yanlış yerde durdurdum ama Nazlı tek seferde durdurmayı başarmış, cidden haksızlık var yemin ediyorum. (Üçüncü kez)

Beyza Nur

9 Mart 2014 Pazar

DONDURMA ZOMBİ

Image
İki saattir Çaki ve Ezra ile oyun oynuyoruz. Oyundan çay, kahve filan içiyoruz. İlk başta kendi kahvemi götürmüştüm çocuklarla oynarken ama az önce annem çocukların üzerine dökülür, çocukların eli kolu yanar diye elimden aldı. İlk başta almasına sinir olmuştum ama biraz mantıklı düşününce bunun iyi olduğunu fark ettim. Şimdi bizim çocuklar onu halıya veya koltuğa dökerse, annem ilk "Çocuklar yandı mı?" diye sorar, sorduğu sorunun cevabını vermemi beklemeden elime bezi verir ve "Sil hadi şurayı madem senin yüzünden döküldü." der. Yani akşam akşam halı silmediğim için anneme teşekkür etmem lazım. Ama dur ya, üşendim şimdi, kim kalkıp salona gidip anneme teşekkür edecek? Fazla yorucu bir iş.

Şu evcilik işini de anlamıyorum, ben küçükken hiç evcilik oynamak istemedim. Zaten neden isteyeyim, bebeğe süt ver, evi oyuncak süpürge ile süpür, bebeğin kıyafetlerini oyuncak ütü ile ütüle, oyun mu oynuyoruz ev hanımlığı dersi mi alıyoruz? Benim oyunum belliydi, barbie bebekler. Onlara son moda kıyafetler diktirirdim ananeme, (ananem benim sayemde o yaştan sonra modayı takip eden bir kadın oldu) Nazlı ile oynadığım zaman onları hayalimde partilere götürüp, yakışıklı sevgili bulurdum. Mert ile oynadığım zaman bebeklerin yaşadığı kasabayı zombiler basardı, bütün insanları yerdi o zombiler, sonra biz insan ırkını tekrar çiftleştirip çoğalmasını sağlar, dünyayı kurtarırdık. (Benim Mert'e zorla barbie bebek, kuaförcülük oynatmam gibi, Mert de bana zorla ateri filan oynatırdı, sonra beraber kola içip geğirme yarışları yapardık, sırf bu yüzden şu an ikimizde de karakter bozukluğu var.)

Ben beş yaşımdayken geceleri partilere gidip, gündüzleri dünyayı zombi istilasından kurtarıyordum resmen, bu çocukların içi geçmiş. Ben bu çocukları cidden anlamıyorum.

Anlamıyorum demişken, sabah da Oski "Kadınlar gününü kutlayacaktım ben aslında, ama sen kadın değilsin diye vazgeçtim, ama sen kadınları 'kadın' ve 'kız' diye ayırmama kızarsın diye korktum, şimdi ne yapıcağımı bilmiyorum." diye mesaj attı, ilk önce o mesajı anlamaya çalışırken bir beynimi patlattım, sonra baktım durum karışık, "Önemli olan niyet pampa, zaten sen elinden gelen her şeyi yapmışın." dedim. Çocuk onu anlıyorum sandı sonra da. Oysa ki onu ömrünün sonuna kadar hiç kimse anlayamayacak. Ben sadece anlamış gibi yapıyorum, anlamak ve anlamış gibi yapmak çok farklı şeyler.

Bir de, Zeyzey ile barıştık artık. Ama cidden özlemiştim. Küsken de aynı sınıfta olduğumuz için ara ara konuşmak zorunda kalıyordum da, aslına aynı sınıfta olmamızla alakası yok. Kızla toplasan on kere konuşmuşum küs olduğumuz vakitte. Onların da bir kaç tanesi şöyle:

  1. Börek yapıp sınıfa getirmişti. Herkese birer tane dağıttı, ben ikinci dilim böreği de istedim ondan. İlk dilimi yere düşürmüştüm ve böreği seviyorum napıyım? Söz konusu börek olunca küslük dinlemem, utanmam isterim.
  2. Yemekhanede ben masanın en ucundaydım ve sürahi ile benim aramızda yaklaşık beş kişi vardı. Ben de sürahiye en yakın kişi Zeyzey olduğu için "Zeyneeeep, suyu uzatsanaaa." diye seslenmiştim ona. Söz konusu su olduğunda da aynı şekilde utanmayıp istiyormuşum demek ki.
  3. Seni özledim, hadi sarılalım, deyip sarılmıştım kıza. Sarıldıktan sonra da "Evet şimdi tekrar küsebiliriz." deyip gitmiştim. Arkamdan deli demiş sürtük.
  4. Facebook'ta grupta konuşurken herkesin evine götüreceği iğrenç karneden bahsederken benim tırnaklarım ojeli olduğu halde asetonumun bitmiş olması ve ertesi gün okul olduğu için isyan etmem kimseye önemli gelmemişti. Sonra ben de gruptan çıkmıştım. Arkamdan bir sürü mesaj atmış. Sen ojeni düşünürsün ama gruptan çıkınca arkandan Zeyzey mesaj atar işte.


Ne kadar saçma diyalog varsa kurmuşum küsken kızla. Ama iyi oldu ya küs olmamamız artık, dondurma sezonunu ne güzel okulda biz açtık. Zeynep okulun arka bahçesinin karşısındaki bakkala "Mehmet abiiiii! Bize iki dondurma!" diye bağırıp dondurma getirttirdi. Dondurmayı yedikten sonra da bir sürü midem bulandı. Mehmet abinin dondurması mı yenir ya, onun dondurmasında at eti vardır be!

Beyza

6 Mart 2014 Perşembe

UÇAN DERS KİTAPLARI

Image
"Laann hadi grup işeme yapıcaz."

Grup işeme nasıl bir şey? Okulumuzun erkekler tuvaletinin birinde kaç tane pisuvar var da on kişi tuvalete gidip hep beraber işeyebiliyorlar? Zira kızlar tuvaletinde sekiz tane tuvalet var sadece. Kızlara daha az sayıda tuvalet mi koydular? Neden kızlara daha az sayıda tuvalet koydular? Bu yaptıkları cinsiyet ayrımına girer mi? Bir insan sınıf arkadaşına grup işeme teklif edecek kadar ağır ne yaşamış olabilir?

Bu soruları o şahane arkadaşımız sınıfta diğer çocuklara grup işeme teklif ettiğinden beri düşünüyorum. Biz de kalabalık gideriz tuvaletlere, biz yedi sekiz kişi oluruz. Birimiz saç yapar, diğerimiz makyaj, başka birimiz tuvalete girmiştir, diğeri de sırada bekliyordur falan. Ama aynı anda aynı şeyleri yapmak istemeyiz, aynı anda hepimiz birden tuvalete girmeyiz mesela, "Üç diyince işiyoruz kızlar, biiiiir, ikiiii, üüüüç, işeee!" gibi cümleler çıkmaz bu sebeple ağzımızdan. Nasıl bir ağır ergenlik atlatıyorsunuz ki siz böyle şeyler yapıyorsunuz? Sizin atlattığınız ergenliği ben atlatmıyor muyum sanki? Ben neden sizin gibi yapmıyorum? Sizin canınız can da bizim canımız patlıcan mı ulan?!

Bunları düşünmeyi bırakmayı planlıyorum zira düşünmem gereken daha mühim şeyler var. Sabah arka bahçede burnumu silerken Nurşi'ye "Çok hastayım, ben bu gün beden dersine girmiycem, her hafta farklı bir bahaneyle derse girmemeye çalışıyorum ama bu sefer süper kanıtlarım var. Sümüklü mendil!"dedikten sonra kafama doğru fırlatılan bir adet ingilizce kitabını düşünmek gibi. Ama düşünülmeyecek türden bir olay değildi, "Hayatımda Ne Zaman Kafama Bir İngilizce Ders Kitabı Yiyebilirim?" adlı bir liste oluştursam, "Arka bahçede beden dersinden nasıl kaytaracağımı hesaplarken." maddesini ilk bir milyon madde arasına koymam herhalde.

Neyse ki kitap kafama isabet etmedi, ayaklarımın hemen yanına düştü. Kitap ilk düştüğünde biraz (tamam baya bir) çığlık atıp kaçmış olabilirim, çünkü cidden kafama ölü kuş düşüyor sandım. (Kafama bir şeylerin düşmesi sorun değil, yeter ki kafama düşen ölü veya kuş olmasın.) Biraz kaçıp baya korktuktan sonra kafamı kitabın geldiği yöne doğru kaldırıp baktım, 11-D'den iki tane çocuk pis pis sırıtıyordu. (O kadar uzak mesafeden hemen yüzleri tanıdım, beynimde taradım, sınıflarını tespit ettim, övünmek gibi olmasın, böyle de süperimdir, uf ya övünmek gibi oldu.) Ardından kitabı elime aldım, biri "Bırak sen biz alırız." diye seslenip güldü. Gittim kitabı çöp konteynırlarından birine attım. Sonra ters ters baktılar. O sırada yaptığım ibneliğin verdiği hazdan dolayı bir gerile gerile yürüyüşüm var görmeniz lazım. Sonra havalı yürüyüş yaparken düştüm. Ay şaka tabi düşmedim. Ama düşseydim acayip rezil olurdum cidden, utançtan bir daha okula falan gitmezdim.

Aslında bir daha okula gitmeme fikri gayet de güzelmiş, acayip rezil filan değil.

Beyza Nur

1 Mart 2014 Cumartesi

RUJLU ŞİİR

Image
Eskiden hep kendimi aklı başında sanardım. Sonradan anladım deli olduğumu. Ama farklı "Sonradan"larda anladım yani, birden anlamadım, parça parça anladım.

1. Sonradan anlayışım: Çaki'nin ilk söylediği kelime ne anne, ne baba, ne de abla oldu. Çaki'nin ilk söylediği kelime tam olarak "ruj"du. Evet evet, ruj, bildiğimiz kozmetik malzemesi olan. İlk başta herkes Çaki'nin son derece anormal bir çocuk olduğunu, bu yüzden de ilk söylediği kelimenin bu kadar gereksiz bir kelime olduğunu düşünmüştü. (Çaki'nin söylediği ilk kelimenin ruj olmasının benim için çok büyük bir hayal kırıklığı olduğunu belirtmeliyim. Abla demesini çok istiyordum. Ezra'nın ilk kelimesi "baba"ydı ve gününün büyük bir kısmını işte geçiren, bir yaşındaki bir çocuk için son derece önemsiz sayılabilecek -yani onun için önemsiz mi bilmem ama benim için o kadar küçükken babamın önemsiz olduğuna eminim, kim benimle oynuyorsa onu severim kesin ben, şimdi ise babam çok önemli, baba=para- birinin adını söylediğini baya düşündüm. Anne dese yine sindirebilirim, emziriyor sonuçta boru değil, ama neden baba? Sonunda bulduğum tek neden Ezra'nın konuşmayı öğrenmeden önce baba=para eşitliğini öğrenmiş olmasıydı.) Çaki'nin ilk "ruj" demesinin üzerinde pek durmadık. Ama ilk kelimelerinden biri olan "Döt" üzerinde baya bir durduk. Annem bir gün minik bebeğinin hepimizden farklı olduğundan bahsederken (Çaki annem için ciddi anlamda umut vaad ediyor. Kadının benden beklentisi sıfır, Ezra'dan beklentisi ise eksi bir milyon üç yüz atmış beş bin dokuz yüz seksen dört. Her ne kadar her zaman Ezra'nın Çaki'nin yaşındayken çok daha zeki olduğunu düşünsem de, annem bunu reddediyor. Annem standart bir beyne sahip olan Çaki'yi dünyanın en salak insanları top 50 listesinde bile olsa ondan bir Einstein yaratacak kadar hırs yapmış durumda.)Bir gün Çaki yine "ruj" demişti. Sonrasında annem de "Ruj, su, anne, baba, mama, aba, düş, gel falan hepsini söylüyor bu yaşta." diye eklemişti. (Çocuk o zamandan bu zamana kelime hazinesine sadece on kelime filan eklediğini de belirtmek isterim.) Ardından Çaki "Döt" demişti, sonrasında gerçekleşen diyalog aynen şöyle:
A:Aaa, dört demeyi de öğrenmiş.
B:Anne çocuk bildiğin göt diyo.
A:Ne götü be canım, dört diyo
C:Döt.
A:Bak gördün mü dört dedi işte. Göt neden desin?
B:Bebeğin ruj dediğine inanıyosun da göt dediğine mi inanmıyosun?
A:Ay yeter Beyza, küçücük çocuk götü nerden bilsin?
B:Ruju nerden biliyosa ordan. Sabahtan beri çocuğa "Göt beyin" dedirtmeye çalışıyorum ben. Demek ki çocuk parça parça ezberliyo kelimeleri.
Sonrasında salondaki herkesin bana attığı "Aaa, bu kız salak." bakışları olduğunu fark ettim ve sustum. Sustuktan biraz sonra da salak yerine sadece deli olduğumu düşündüm.

2. Sonradan anlayışım: Babama tüm bir kitapta geçen sadece bir tanecik "Beyza'ya" kelimesini babama gösterip, "Gördün mü, sen kızının bi şeyini beğenmezsin ama elin oğlu gelir senin kızına şiir yazar. Yaaa iştee. Şimdi ağla hadi." demiştim. Sonrasında babam bana bir adet "Manyak mısın kızım sen?" bakışı fırlattı. Ben de o bakışın üzerine düşünmeye başladım. Acaba ben gerçekten manyak mıydım? Yoksa babalar her zaman olduğu gibi yine haksız mıydılar? Ya da babam bana "Manyak mısın kızım sen?" bakışını hiç atmamıştı da ben deli olduğum için öyle mi görmüştüm? Daha doğrusu sırf deli olduğumu anlamayayım diye kendimi manyak olduğuma inandırmaya çalışıp, götümden "Manyak mısın kızım sen?" bakışı mı atmıştım?

3. Sonradan anlayışım: Bu biraz daha yakın tarihli bir sonradan anlayış oldu. İki üç hafta önce pazar gününde Nazlı ile bana ayakkabı almak için dışarı çıkmıştık fakat eve ayakkabı dışında her şeyi alıp dönmüştük. Ertesi gün annem ayakkabı almaya tek başına gitmişti. Döndüğünde ve bana aldığı ayakkabıyı gösterdiğinde cidden hayatımda sahip olduğum en kötü ayakkabıyı gördüm. Ama beğenmiş gibi yaptım zira annemin hem kendime ayakkabı almayıp hem de annemin aldığı hediyeyi beğenmemezlik yaparsam benim için ayrılan sabır kotasını doldurmuş olacağımı düşündüm. Zaten beğenmiş gibi yapma taklitlerinde de oldukça iyiyimdir. Hatta bir doğum günümde rolümü o kadar iyi yapmıştım ki arkadaşım "Bu kadar çok sevinceksen sana daha sık hediye alırım Beyza." demişti. (Daha sık almadı. Almasını isterdim. İlk aldığı hediye her ne kadar doğum günü kışta olan insanların %99.9'una verilen kazak olsa da elbette bir gün güzel bir hediye alacaktı.) Neyse, annem iki hafta sonra bana yeni ayakkabılarımı henüz hiç giymediğimi sordu. Ben de  onları çok beğendiğimi ve bu sebeple onları on ikinci sınıftaki mezuniyet balosunda falan giyeceğimi söyledim. Pek modadan anlamayan bir çocuk olduğum için annemin böyle bir ayakkabıyı balo kıyafetimin altına giyeceğim detayını atlayacağını düşündüm ama annem atlamadı ve "Bu ayakkabıları mı?" diye sordu. Sonra ben de ona ayakkabıları pek sevmediğimi, benim tarzım olmadığını ama onu kırmamak için beğenmediğimi söyleyemediğimi anlattım. Birazcık yalan söyledim. Onu kırmamak için değil de daha çok kendimi kurtarmak için beğenmediğimi söylememiştim. Ama "seni kırmamak için" deyince çoğu şey insanın gözüne daha düşünceli ve daha az sinirlenmelik geliyor. Ne yazık ki, çoğu şey değil de azı şey oldu ve annem bu olayı o "seni kırmamak için" sözcüğünün sevimli hale getiremediği bir azı şey olmasını sağlayan noktaya parmak bastı: "Niye beğenmediğini aldığım gün söylemedin, gidip değiştirirdik. Cidden salak mısın acaba sen?"

Bu üç "Sonradan anlayışım"dan çıkartılıyor ki ben salak manyak'ım. Ama salak manyak ağır bir hakaret, henüz bunu kaldıramıyorum. Deli denmesini tercih ediyorum. (Deli olduğumu hazmedebiliyorum artık ama aslında ciddi ciddi salak manyak'ım.)

Beyza Nur

26 Şubat 2014 Çarşamba

PORTAKAL SULU MİSAFİR ÇOCUĞU SENDROMU



Image



 Bunları söyledikten tam yarım saat sonra ruh halimin hala aynı olduğunu ve yanımda bi çocuk, arkamda bissürü çocuk ve hala tamamlayamadığım bi yayının olduğunu fark ettim. Koskoca yarım saat çocuğa oyun açmak, face'de takılmak, twitter'a girmek ve aynı çocuğa başka oyun açmıyıcağımı söylemek ve oyun açmak ve face'de takılmak olarak bitmiş durumda. Hissettiğim duygular da ayrı bi saçma. Daraldım yemin ediyorum, yarım saati götüme sokmuş gibi hissediyorum.

 Okul dönüşü uyumak ve uyandığında misafirlerin geldiğini anlayıp odadan uzun bi süre çıkmadıktan sonra çişinin gelmesi ve evimde işemeyip nerde işiycem uleyn  deyip işemeye çıkınca annenin radarına takılıp mutfağa sürgün edilmek ve çocuklarla ilgilenmek zorunda olmak ne demektir bilir misin ey insan oğlu ?!! Tamam hadi bunları bilirsin diyelim, çişini yapmadan annene takılıp mutfağa sürgün edilmeyi bilir misin peki? Bilmezsin tabii, en acısı da odur zaten..

 Kızım çocuklara portakal suyu sık atıştırmalık bişiyler de verirsin ben içerdeyim, deyip giden bi anneniz oldu mu hiç sizin. Olmasın olmasın böyle anne olmasın mümkünse. Size de acırım bak o zaman. Bende böyle annem olduğu için gidip çocukların portakal sularının içine zehir attım acık ölsünler diye - sanki atmasam annenin kekinden ölmiyceklermiş gibi - Bir tane çocuk abartısız beş altı bardak içti. Yemin ediyorum onları öldürcem diye köpek gibi portakal suyu taşıdım odaya. Zaten zehirden ölmezse de akşama kadar çok içtiği için ölür diye düşünüyorum. Hiç ölmezse zaten zombidir.

Yedikleri milyonlarca kek, börek, kraker, meyve suları ve buna benzer şeylerden sonra bi de bana bi daha portakal suyu sıktırdılar. Bende gidip içine bi kilo şekeri boca ettim çünküsü psikopatım. Buda bi intikam alma yöntemi tabii.
   
 Çocuğun oyun açmamı sonuna kadar diretmesi ve benim de açmak istememem sonucunda ödevim var deyip bunları yazmaya başladım. Çocuk anaokuluna gidiyo okuma bilmemesine rağmen benden daha çok internette takılıyo. Şu an ben bunları yanında yazıyorum, ne biliyim 4-5 yaşında okuma bilebilir mi ki diyede düşündüm bir an. Sonra ay bu cümle devrik mi oldu kii dediğimde bişi söylemediğine göre bilmiyordur diye düşündüm. Şimdi kendisine bi daha oyun açıyorum ve sanırım bunu onlar gidene kadar tekrarlıyıcam. Yada çocuğu pıçaklayıp bi kanun kaçağı olurum. Yada misafir kadına koca kıçını kaldırıp git burdan dosstuum diyebilirim. Yada çocuğa oyun açarım -,-

- Az önce dirsek yalamacalı bişiler okudum. İnsan dirseğini yalayamadığını öğrenince dirseğini yalamak istiyo. Normalde ağzımı burnumu kırsalar dirseğimi yalamak aklıma gelmez. Kahrolsun bazı şeyler..

Nazlıı