Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BİR KADIN FİLMİ, BİR KADIN VE BİR ERKEK YORUMU

İKLİMLER  Barakuda'  nın yazısı üzerine, bana da hakkında bir şeyler yazmam gerektiğini hissettiren, son zamanlarda izlediğim en etkileyici  NBC Filmleri'nden "İklimler". Bazı filmlerin cinsiyeti olduğuna inanmışımdır hep. Barakuda da bir kadın filmi demiş iklimler için. Kesinlikle doğrudur. Filmi gayet güzel anlatmış aslında, ama bazı karakterleri es geçmiş gibi geldi, o yüzden kalemi ben devralıyorum. Serap mesela. O da bir bahar aslında. İsa mağdurlarından.. İsa'nın kadınlarından.. İsa'nın yıprattığı kadınlardan.. Seks sahnesi Serap'ın İsa'ya karşı ne hissettiğini, geçmişte aralarında ne yaşandığını, şu anda neden Güven gibi bir adamla birlikte olduğunu, her şeyin kısa bir özetini sunuyor seyirciye. İçine alırken neden aynı zamanda yok etmek ister gibi seviştiğini , döngünün bir parçası olan kadını gözler önüne seriyor.  Serap güçlü bir kadın portresi çiziyor bize. Hastalığını yenebilmiş,  İsa'yı sindirebilmiştir. M antığının s...
“Zorunlu askerlik hizmeti emek zaman ve kaynak israfıdır. erlik, derhal bir meslek statüsü kazanmalı  ve profesyonel ordunun bir parçası haline gelmelidir. Her üç ayda bir toplanan yüz binlerce genci askere dönüştürmek için harcanan çabanın onda biriyle ordunun işlevselliği on kat arttırılabilir. Sosyoekonomik açıdan geri bırakılmış toplumun zorunlu askerlik hizmeti yoluyla olumlu anlamda biçimlendiği düşüncesi asla geçerli değildir. Bunun kanıtı nesillerdir askerlik hizmetini tamamlamış erkeklerin yönlendirdiği günümüz toplumunun mevcut düzeyidir. Askerliğin insanı adam ettiğine ilişkin inanç, bütünüyle temelsizdir. On dokuz yaşına kadar cahil bırakılmış genç erkekleri dayatma yoluyla, on beş ay içerisinde bilinçlendirmek mümkün değildir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca izmarit toplayarak mıntıka temizliği yapmış olanla ,kanalizasyonu denize akıtan kişi aynıdır. Dolayısıyla, 460 gün boyunca vatan sevgisi aşılanan insanla, devletine kazık atana aynı kişidir. Dolayısıyla, 460 gün...

Deniz Kum Güneş

Bak son kez diyorum bitirin şu geyiği. Neymiş "deniz, kum, güneş..". Bunlar hep siyonist oyunları.  Coca Cola firmasının malını satmak için çıkardığı bi yalandır bu slogan. Tek getirisi bronzluktur ki, o da önceden alt tabakaya ait bi ten rengiydi okuyan. Deniz dediğin hafiften çiseleyen bi yağmurla tadından yenmez asıl. Bunu neden anlamak istemiyorsunuz. Niye takıldınız siz buna bu kadar. Tabi alıştınız korkak gibi sıcak suda yüzmeye, bir şey var zannediyorsunuz yaz aylarında. Yaz mevsimini sevmenizin tek nedeni de bu değil mi zaten. Sürü psikolojisi yine top hareketiniz. Gereksiz bi tatil telaşıyla, yaşamak için gerekli olan elementlerden birini kaybettiğimizin farkında da değilsiniz. Bir de üstüne suni havalara onca para döküyoruz. "Haziran, Temmuz, Ağustos." Gudubet şeyler. Sırf bu üç ay yüzünden diğer aylara da adapte olmakta zorluk çekiyoruz ki. Sevgili okuyan ben derim ki gelin dışlayalım bu ayları, geçip karşısına bizi rahat bırakmasını, amele yan...

ot

aşk yoktur dedi bir kadın. aşk kendi eksikliğimizi kapatmak için nesnelere yüklediğimiz anlamlar bütünüdür. çok doğru dedim kendime. yıllarca sevmiş olduğum adamı aslında sevmediğimi anladığım zaman ki kadar boştu aşk. ben kadar boştu. bir mücadeleydi benim ki ; olduğuna yüzde yüz inandığım. mesai bitmişti. belki böyle daha güzel. daha sorunsuz. kumanda artık o adamda değil bendeydi. istersem aşktı istersem ottu. kafamdaki aşkı öldürdüm. iyi geceler.
"İyi olan tek şey denizin üstüne yayılmakta olan kötü Rum şarkılarıydı. Bir de Levrek. Saçlarıyla oynamaktan ve üşümekten hiç vazgeçmeyecekmiş gibiydi. İyi bir günbatımından beklenebilecek her şey vardı gökyüzünde, tüm sıcak renkler, hafif bir esinti ve şarap kokusu. Hiç gülümsemedi, hiç gülümsemeyecekmiş gibiydi. Eski bir hikaye anlatmaya başladığı sırada, ayağının hemen altında küçük bir halka oluştu, sustu. Sanki ‘bazen iri bir horoz balığı kadar hırçınlaşabilir her şey; bazen Tartaros çukuru kadar derinleşebilir’ demek istedi. O sırada gök yüzünden bir örs düşse ancak dokuz gün dokuz gece sonra varabilirdi yeryüzüne ve tunçtan bir örs düşse yeryüzünden ancak dokuz gün dokuz gece sonra varabilirdi gözbebeklerine. Gerçekten öyleydi, inanın… Uzun, ışıksız ve soğuk bir yoldu, elini adamın göğsünde ısıttı. Sonra sevişelim dedi, doğurmak istiyorum kendimi! Hiçbir K.adın doğuramaz(mı) beni yeniden!(?)..." "

SİLGİ KULLANMA SANATI

Kimi çocuklar vardır annelerinin okula gönderirken kaybetmemeleri için silgilerini boyunlarına astırdığı.. Bu çocuklar büyüdüklerinde o silgileri çıkarmayı unuturlar işte. Onunla dolaşırlar hayatları boyunca. Silgi onlara yaptıkları hataları kolayca silebileceklerinin garantisini verir. Kirlettikleri her şeyi tekrar bembeyaz yapabilecekleri yanılgısına düşer bu insanlar. Boyunlarındaki o silgiye o kadar güvenirler ki onun varlığını hissederek milyonlarca yanlış yaparlar. Karşılarındaki defterleri karalarken kendilerini de silip dururlar bütün gün. Sonunda yıpranmış bir sürü sayfa kalır geriye. Asla eski güzelliğine kavuşamayacak hayatlar.İşte bu insanlar keşke diyorlar bazen, keşke bir silgim olmasaydı ve mükemmel olmasa da ufak tefek pürüzleri olan resimler yapabilseydim. İşte o zaman iyi bir sanatçı olamasam da denemiş olurdum en azından. 

PİÇLERİN KADINLARI

Onları oldukları gibi kabul eden, onları anlayabilen tek tip kadınlardır bunlar. Piçlerin onlara sımsıkı sarılıp uyudukları gecelerde bile o piçlere ait olmadıklarını bilirler, ama o kollardan asla vazgeçemezler.  Etrafındaki her şeyi rahatlıkla görebilen bu tipler, bir piç söz konusu olduğunda üç maymunu oynamayı severler. Yalan ve yapaylıktan nefret ettikleri için huzuru yine bir piçin en acı gerçeğinde bulurlar. Rahatsız tiplerdir bunlar, ne zaman neye tepki vericekleri belli olmaz. Duru giderken çekip gidebilirler piçlerinin yanından. Belirsizdirler, planları yoktur anı yaşarlar.  Piçler kadar acı çekmekten ve ve nihilist takılmaktan zevk duyarlar. Mutluluk yapaylıktır onlara göre, hiç bir şey sonsuza kadar sürmeyecektir.  Uzun uzun düşünmeyi  sorgulamayı severler. Anlaşılması zor insanlardır. Dünyaya küfretmekten, rock n roll dan ve  siyahtan vazgeçemezler. Piçlerini dünya sikse umurlarında olmaz . Hatta onu başkasıyla sevişirken izleyebilirler bile, am...

BOB DYLAN KURALLARI

Hayatta Saklanmanın 7 Basit Kuralı 1- Bir polise yağmurluk giymişken bakmayın. 2- Zevk ve aşktan uzak durun ikisi de geçici ve çabuktur 3- Dünya sorunlarını umursayıp umursamadığın sorulduğunda, soran kişinin gözlerinin içine bakın bir daha sormayacaktır 4 ve 5- Hiç bir zaman gerçek adınızı söylemeyin birileri size bir yere bakmanızı söylediğinde, asla bakmayın 6- Karşınızdaki insanın anlayamayacağı bir şeyi asla söylemeyin ve ya yapmayın 7- Hiçbir şey yaratmayın insanlar yanlış yorumlayacaktır, hayatınızın sonuna kadar bu yarattığınız sizinle gelecektir asla değişmeyecektir.

PERFECT PUZZLE

Herkesin başına gelen ve bir türlü kabullenmek bilmediği şeydir kaybetmek. Ömrünüzü kayıplarınızın başında harcarsınız fark etmeden. Kaybettiğinizi geri kazanmak için bir ömrü tüketirsiniz. Anlamıyorsunuz, siz kaybettiniz. Boşa çabalamanın hiçbir geçerli nedeni yok. Anlamsız. Bırakın gitsin kayıplarınız ellerinizin arasından. Bunu kabullendiğiniz de göreceksiniz ki bazı şeyler değişecek. Sizin ihtiyacınız olan şey netlik. Aynaya baktığınızda kaybettiğinizi görmelisiniz. Evet kaybettim ve bununla baş edebilirim demelisiniz netseniz. Oysa kaybetmeyi gururunuza yediremeyip daha da kaybediyorsunuz. Tek bir kayıp varken milyonlarca kayba dönüştürüyorsunuz. İçinizdeki boşluğu söküp çıkaramayıp, uymayan puzzleları zorla yerleştirmeye çalışıyorsunuz o boşluğa. Kaybettiğiniz parçayı bulamadığınız için daha da parçalıyorsunuz. Kendinize zarar verdiğiniz yetmezmiş gibi parçaları da bozuyorsunuz boşluğunuza uymadıkları için. Bıraksanız belki başka boşlukları tamamlayacaklarken, deforme ediyorsunuz...

ROBOKLAR DÜNYASI

Kurallar ne için vardır ?  Bu soruyu kendime ve sizlere yönelterek soruyorum şimdi. Durun ve ne kadar istiyorsanız o kadar düşünün. Sıra geliyor benim düşündüklerime. Kural dedikleri şey insanoğlunun bir arada yaşamaya başlamasından itibaren doğan, toplumun huzur ve refahının sağlanması ve kargaşaların ortaya çıkmaması için konulan  gerekliliktir. Tabii ki kuralları koyana ve ne kadar gerekli bir gereklilik olup olmadığına göre değişir onun bir gereklilik olduğu. Bazen sadece gereksizliktir. Kurallar bu kadar insana özgü bir şey olduğuna, gökten inmediğine, insanlar tarafından yine insanlar için konulduğuna göre, nedir bunlara bu kadar takıntı benim takıldığım nokta bu işte. Onların bize uyması gerekirken biz neden onlara uyuyoruz? Toplum "Lanet olsun! Kuralsız daha temiz bir dünya! ve "Kuralsız bir dünya düşünemiyorum" diye neden ikiye ayrılmak zorunda? Neden orta yolu bulamıyoruz ve eziyet ediyoruz kendimize? Biz derken yanlış anlaşılmasın, ben öyle şeyler yapm...