21 Ocak 2026 Çarşamba

Sahil Boyunca

Deniz enfes, kaba dalgalı lakin zarif de.

Sahil boyundayım, elimde makinem, açıkta kırmızı geminin siyahı.

Aklım şen şakrak, geçmişten geleceğe enstantaneler sıralıyor,

gelmişinden geçmişine.

Dalgalar betonlara vurdukça ben boynumu aşar yükseklikteler. İlk duvarda kırılıyorlar lakin arkaları boş değil.

Siyah gemi günlerdir açıkta. Merakım yok, kırmızıyı yolculadık. Dönüş yolunda adımlarım ağır, yaşamla sohbet güzel, martılar coşkulu.

Zihnimde enn sevdiğim kadın.

Disco bana doğru koşuyor, az önce martılarla oynaştaydı farkedince yanaştı,

bakışları, sev beni diyor.

Önce ilgilenmiyorum. O havlamaya ayarlı ve başlıyor. Gülüyorum ve elbette oyun da olsa kıyamıyorum,

oturdum, yanaştı bir kez daha,

ve eylem sevmeye dair.

Onunla vedalaşıyorum. O sırada gözüm öndeki ve yüksek binamızın en üst katına takılıyor. Bir fotoğraf önüme düşüyor. Orası en sevdiğim kat, manzara muhteşem. Yatak odası full deniz. İlk kez dün sahil boyu yürürken ve dalgalara bakarken ve geçirdiğimiz enfes günleri düşünürken bir anda durdum.

Ömrümü enn sevdiğim kadınla o katta geçirsem sonsuza kadar,

dedim.

Bu anlık bi duyguydu, ama çokkk güzeldi. O nedenle fotoğrafı buldum ve yazının baş köşesine koydum. İleriki zamanlarda o emekli olunca mesela,

yeniden o binadaki o kata geçebiliriz, diye düşündüm.

Hayal ettim.

Ve enn sevdiğim kadını ne kadar çok sevdiğimin altını bi kez daha çizdim.

Image

Bugün gün pırıl pırıl, dalgalar kırılırken köpüklü ama dünkü kadar coşkun değil. Güneşse muhteşem. Kendimi sokağa atacağım,

deniz boyu yürüyeceğim...

ve kendimi bir kafeteryada şımartacağımsa kesin.

Hayallerim köpük köpük,

fotoğraf makinemle çok oynadım ve onu bir gözden geçirmem gerek.

Kahve çekirdeklerini öğütüp şımartsam mı kendimi diye düşünüyorum. Deniz kıyıda köpüklü, ardı sakin, güneş enfess...

O halde hurra!

İstikamet sahil boyunca dans...


Güneşe sevgiler, köpüklerle dans eden martılara çokkk alkış,

Fotoğraf yok,

saat 11.55,

birden, bi kaç dakikalığına, onsuz olmak geldi içimden...

13 Ocak 2026 Salı

Çok Matrak Akşam

Şakır şakır yağmur yağıyordu. Denizdeki dalgalar almış başını gidiyordu. Pencerinin önünde dikilmiş açık denizdeki park etmiş gemilerden birinin sallantılarını izlerken kıyıya vuran yüksek dalgaların köpürtüsü ile coşuyordum. Fotoğraf makineme koştum. Şu denizde park etmiş, kıyıya yakın geminin fotoğrafını çekmeliyim dedim ona; sanki tanıyordum, bir önceki kışta yaklaşık aynı noktada park etmiş gemi olduğunu fark etmiştim, tesadüfün böylesi dedim ve uygun açıdan ona bakıp selam yolladım. Göz göze gelmiştik, o da bana el salladı ve küçük bir ricada daha bulunup o açıda kalmasını istedim, hızlı olmalıydım ve hızla, onun da yardımıyla sanırım bir yıl sonra istediğim fotoğrafı neredeyse birebir elde ettim. Çocuk sevinçlerim zıp zıp zıplıyordu. Yoksa ikizi mi diye düşünmeye başladım. Bir kez daha el salladım ve gelecek yıl da görüşelim dedim.

Image

Sonra bir an durdum, bu kez ikizi mi acaba dedi içsesim. Tesadüfün böylesine gülümsedim, coşkuyla el salladım, kar yağınca yine buraya gel aynı noktada buluşalım dedim.

Yağmur şiddetliydi, canım bira çekti, sabır dedim ama bünye küser gibi oldu. Kırma dedim ve bir koşu şuracıktaki markete gitsen ne olur ki dedim kendime. Kendim bir kısa süre sonra beni hiçe sayıp hadi dedi, canım çekmişti; yağmurluğumu aldım, mini sırt çantam zaten bizi izlemekteymiş fark ettim, hadi gel sen de dedim ve bir sevinç alkışı koptu. Yalnız dedim, markette her şeye el atmak yok, seçimleri ben yapacağım. Biraz mırıldansalar da mutabakat sağlandı. Bi bira ve iki küçük paket kavrulmuş tuzlu fıstık aldım. Güle oynaya ve hatta yağmurla da güle oynaya ve şakalaşarak eve geldik. Televizyonla yeniden selamlaştım.

Image

O arada çilingiri hazırladım. Televizyonu açtım ve çokk keyifle kış sporlarını izledim, biramı ve fıstıklarımı saldırmadan sakince ve edebiyle yiyip içtim!

Ve hatta üzerlerine bir de futbol maçı izledim.

Sonra kankalarıma hadi dedim şimdi uyuma vakti, herkes yatağına sıçan deliğine dedim ve onlar tekerlemeye yine güldüler. Biraz mırın kırın etseler de maçın bitimiyle birlikte çoktann yataklarına boylu boyunca serildiler...

11 Ocak 2026 Pazar

Siz Yine de Gelin Beni Dinleyin


Yaşanış ve Bloğa Yazılış Tarihi Aralık 2009

Değişen ve gelişen ne?


ImageDün; farkında mısınız bilmiyorum ama bir toplantıda başbakanımız, güneydoğu başta olmak üzere ülkenin değişik yörelerindeki eylemlerde taş, molotof atan çocukların ıslah edilmesi konusunda dahiyane bir çözüm üretti. Duyarlı ve duygulu insanlarımıza seslendi. Yine en zeki ve en pragmatiğinden çözümü buldu. O çözümü bulunca, benim aklım da en direğinden sapkın fikirlere gark oldu. Anında aklıma düşen Franco İspanya'sının klasik uyku hapı, ideolojiler üzerinden günlük yaşam analizleri yapanların olmazsa olmaz klişesi üç f (fado, futbol, fiesta) oldu...

Akıl bu ya, sapınca sapkın yollara, bir de bakınca gündemdeki karmaşaya, iyi niyetinden ve saflığından hiç şüphem olmayan sayın başbakanın entelektüel düzeyinin yetersizliğine kesip cezayı, hiç sosyoloji diye bir bilimin varlığına atıf yapmaksızın; bu çocukların, büyüklerin adına 'düşük yoğunluklu savaş' dedikleri ne idüğü tanımlanamamış bir karmaşa içinde çocuk bile olamamış hallerini düşündüm. Her biri, yoksulluk ve yokluk denen ağacın dallarından düşe kalka heba olmuşken; tıpkı ve senelerce üzerine sözler söylenmiş, kitaplar yazılmış, çözümler aranmış Almanya'da doğan ikinci üçüncü kuşak Türkiyeli çocukların düştüğü durumun aynısını, üstelik de kendi ülkelerinde yaşadıklarını düşündüm. Bir insanın kendi topraklarında ötekileştirilmesinin, yabancılaştırılmasının yarattığı kimlik sorunlarının, küçük yüreklerdeki ağırlığının altından kalkamadım. Bir yandan ergenlik sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalan bu çocukların, hiç çocuk olamama hallerinden bakarak, her şeyi kader olarak adlandıran büyüklerin vurdumduymaz siyasetlerine ve o siyasetlerin empati yoksunu basit ve faşizan çözümlerine kızdım.

Bu kızgınlığa alaycı bir bakış yükleyip şöyle bir göz attım yaşama. En kenarından mahallelerin en ücralarında dolaştırdım aklımı. O aklım gördü ki, bu ülkede bir çocuğun en kolay ulaşabileceği şey top. En ücra bakkalda fiyatı iki ekmek parasını geçmeyecek fiyata plastik toplar görmek olası. Ve bu ülkenin her sokağında, en ücra çayırında, en piknik alanında, en okul bahçesinde, evinin odasında top peşinde koşan çocuklar görmek en sıradan olgu... Televizyon ekranlarında, yazılı basının sayfalarında tonlarca top üzerine yazı, söz, fotoğraf ve gündem var. Sonra düşündüm ki; onca topa rağmen bu ülkenin başbakanının kastettiği toptan yetişmiş bir adam çıkamamış bu ülkeden dünya arenasına... Ama baktım ki bir de; yazın dünyasından, bilimden, müzikten, resimden bir sürü insan sunmuş bu ülke... Hatta her ne kadar kendisi ve ödülü tartışılsa da nobel ödülü almış bir yazarımız bile varmış. Ödül üzerine ödüller alan filmlerimizi yazmıyorum bile...

Kısacık bir yazı planlamışken yine sözü fazlasıyla uzattım farkındayım. Niyetim bir paragraflık bir yazıda bir öneri paylaşmaktı. Yazıya o niyetle başlamıştım. Sözüm ona, başbakanın ''bu çocukların elinden taşları alıp yerine top verelim'' cümlesinden hareketle, hazır yılbaşı gelmişken ve sevdiklerinize hediye de alacakken diye başlayan, çocuklara kitap alın diye devam eden ve bunu düşünenlere bir seçenek olması açısından bir kitap önerisini içinde barındıran 'parodi' tadında bir yazı hevesiyle başlayıp kervanı yolda dizmeye kalkınca ortaya çıkan yazı; üzgünüm ki bu oldu.

Bu ülkede ne yazık ki bazen gülmek isterken bile insan takılıp kalıyor hüznün oltasına bir şekilde; hele çocuklar söz konusu olunca...

Son sözüm şudur efendim: Siz gelin başbakanı dinlemeyin beni dinleyin, bu yılbaşında bir çocuğa iz olun. Ona bir kitap alın. Eğer aklınızda bir kitap adı yoksa; belki daha önce de okuduğunuz BİR ÇOCUĞUN YAŞAMINA DOKUNMAK İSTERSENİZ; ONA BU KİTABI ALIN başlıklı yazımdaki önerime kulak verin.

Görsel: La Loba
Galeri : DeviantART

3 Ocak 2026 Cumartesi

Yılınbaşında

Yeni yılın ilk günü ya da eski yılın son günü, şu an pek hatırlamıyorum.

Bende her zaman olduğu gibi heyecan tavan.

Enn sevdiğim kadınla buluşacağım.

Ben başka bir yer düşünürken O Discoburger diyor; bizim evin dibi, aslı ev ve yeni hali güzel detaylarla oluşturulmuş pek sevimli bir bar, çocukluğumun bir kaç adım önü, aşkla sevilesi bir mekân, sakin.

Başka yerlerde kıyametler kopuyor. Bizse dalgaların sesindeyiz. Sohbet çok keyifli, kelimeler pırıl pırıl akıyor.

Ahh çokk sevgili kar!

Sizin için yağıyorum, diyor. Bir koşu eve gidiyorum. Onun için aldığım hediyem evde,

şimdi sırt çantamda,

çocuk sevinçlerimle dönüyorum.

Mekânın kedisi onca hengâmeye rağmen uykuda ve hemen arkamızdaki masanın koltuğunda. Dünya umurunda değil, sanırım o da mekânın boşluğundan ve huzur veren ortamından mutlu.

Karşımdaki çıtırın gözlerinden, sözlerinden ve kelimelerinin şırıltısından kendimi alamıyorum.

Kelimeleri sakin bir dere gibi, yürekten cümleler şırıl şırıl akıyor. Onca yıla rağmen onu hâlâ taptaze duygularla seviyor olmama bayılıyorum; ilk buluşmasındaki çocuk heyecanım muhteşem.

Coşkuluyum, onunla bir gelecek dilimin ucunda, hayallerim derya deniz, bir çevre temizliği için biraz zamana ihtiyacım var.

Mutluyum, bir koşu ve pek heyecanla eve geçiyorum, onun için aldığım ve içimi mutlu eden hediyem şimdi sırt çantamda.

Bu anlara, koşuşturmalarıma bayılıyorum, heyecanım yeni yetme bir delikanlı kıvamında. Hediyem benim sırt çantamdan onun sırt çantasına transfer oluyor.

Gelsin ikinci biralar... Aksın cümleler ve ben onun konuşurken yüzünde oluşan mimikleri ile kelimelerinin oluşturduğu senfonide yok olayım.

Kar muhteşem, mekân sıcacık. Kedi uykusundan uyandı ve şöyle bir tur atıp aynı yerine döndü ve uykuya daldı. Bir iki masaya yine çok tatlı bir iki genç çift geldi. Ortam çok keyifli, gümbürtüsüz ama doya doya yaşanası bir an.

Kar dozunu biraz daha artırdı, bir yılbaşı ancak bu kadar romantik ve keyifli olabilirdi.

Hani bazı akşamlar ya da anlar vardır, elinden tutarsınız ve salmak istemezsiniz, o ruh hali muhteşemdir.

Tam da bu andayız.

Sıcak, sımsıcak, çok sevimli, enfes müzikler çalan, sakin, huzurlu bir mekân ve dışarıda enfes bir kar.

Elbette müzik seçimleri, sesin dozu muhteşem. Bizim mahalle, bizim sokağın kenarı, denizin dibi ve muhteşem dakikalar...

Daha ne olsun diyor insan...

Sohbet keyiften ölmeye devam ediyor. Ben bu tatlı, çokkkk tatlı, gözlerimi alamadığım kadını dinlerken bir yandan, hiç eksilmeyen ama hiç eksilmeyen gülümsememle şansıma şükranlarımı yolluyorum.

Tam da bu an işi arabeske vurmanın zamanı diyor iç sesim; ona uyuyorum.

Gelsin fıçıdan buzz gibi biralar, kedi enn sevdiğim kadının kucağında, aralarındaki ilişki muhteşem.

Masa pek hoş, enfes bir burger tabağına üç enfes çeşit turşu eşlikçi, patates dilimleri sürreal, minicik kayıklar gibi incecik, denizin sesi çalan şarkılara vokal, karşımda sanat eseri bir kadın ve dilimde olup da şu an kuramadığım ama zamanını bekleyen sessiz ama coşkulu cümlelerim...

Otobüs durağına yürüyoruz,

ayak seslerimizde kar.

Bir minübüs yanaşıyor,

Gidince ara beni diyorum,

arıyor.

Kafamda pırıl pırıl planlarla eve doğru yürüyorum.

27 Aralık 2025 Cumartesi

Sabaha Yakıştı Be

Kurcalıyordum. Gökyüzünde şenlik vardı. Bi şarkı birden önüme çıktı. Yoruma selam çaktım, içim kaynadı. Sevdim, çok sevdim. Gülümsedim! Enn derin duygularım eşliğinde bir selam daha çaktım; çaktığım selamı da bulutlara gönderdim. İçim iyice dürttü, arabeske de selam dur dedi ve ekledi: Bu şarkının bu yorumunu kesinlikle paylaşmalısın dedi. Emir telakki ettim ve başım gözüm üstüne dedim; bir kez daha selam durdum, paylaştım ve hazırolda içtenlikle ve bayıla bayıla bekledim. Ve hatta bana böyle şarkıların bu gibi enfes yorumları ile gelin dedim. Aslında bir yazı fikrim yoktu, inatla bir tembelin dibini kazıdım ve bünyemin dayanılmaz dediği bu enfes yorumu bayıla bayıla ve kaç kez dinledim.

Tavsiye ederim!


19 Aralık 2025 Cuma

Uyanış

Kendi reçetemi kendim yazdım. Bir haftayı aşan bir süre dalgalı ama sessiz bir denizde yolunu arayan bir avare idim. Deniz oyunbazdı bense savruluyordum. Boşluktaydım sanki, ama bir yanımla da dolu doluydum. Garip bir hal benimle oynuyordu. Tek başınalığım görüntüde pek külhandı lakin ben duygularımdaki çokluluğu birbiri ile ilintileyemiyordum. Kah Petek'e uğruyor öğrencilerin arasında neşe buluyor, kendime kahve ve pasta ısmarlıyor, manzaranın tadını hissediyor ama yine de bir boşluğu bir türlü dolduramıyordum.

Üzerindeki reçineleri temizleme gayretinde savrulan bir dünya insanıydım.

Bir bankı gözüme kestiriyor, bacaklarımı kayaların üzerinden denize uzatıyor, cebimden çıkardığım kitabımı açıyor, kısa bir sürede kapatıyor, dalgaları izliyor, yeniden yürümeye başlıyordum. Yemek yemeye niyetlendim vazgeçtim. Uçak tepemden geçti bu kez ona sarıldım ve izlemeye başladım ki o alçalma sürecindeydi. Önce doğrudan denize doğru uzadı, şimdi sağa kıvrılacaksın ve alçalmaya başlayacaksın diye mesaj yolladım. Sonra ben de kalktım ve ona paralel biçimde alçalmaya başladım. Sonra bir markete girip gofretler aldım. Çıktığımda eğitim uçuşunda olan helikoptere rastladım ve onunla da sohbete başladık ki sıkıldım ve selam çakıp yoluma devam ettim.

Ne yapsam ne etsem olmuyordu. İkinci gün de benzer şekilde devam etti. Ve kalemi kırmaya karar verdim, birden cesaretlendim. Silahlarımı kullandım ve gece güzel bir uyku çektim,

yarım yamalak da olsa!

Devrim için erken kalktım. Gün ışımamıştı. Balık tutan bir iki kişi iskelede vardı. Selamlaştık, kısa sohbetler ettik, deniz de küstahtı anladım, henüz balık tutamamışlardı düzeni kurmuş olsalar da iki kişi...

Allahtan fotoğraflar için uygun zaman gelmişti. Gökyüzündeki şov muhteşemdi. Enfes bir müzik kulaklarımdan ruhuma iniyordu. Dirilmiştim ve çekimler sonrası kendime ziyafet çekmeye karar vermiştim. Tüm fotoğrafları iskelenin üzerinden çektim. Ama önce çekeceğim açıya karar verdim; ben de denizin içindeymişim gibi olsun istedim.

Tak tak.. iki poz!

Image

Sonra sayıyı çoğalttım, sabrettim ve istediğim fotoğrafları zamanı da ayarlayarak, günü gündüze yaklaştırarak, istediğim tatta oluşturdum, sevindim güldüm. Ama günün rengi ve günün ışığa kavuşma çabası muhteşemdi.

İçten içe kendimi de alkışladım...

Image

Mutluydum, dirildim ve içimdeki çapaklardan da kurtuldum, ben bendim artık. Son iki günün üzerime boca ettikleri el ayak çekmeye başlamışlardı. Kovalamaya gerek duymadım, kendi hallerine bıraktım.

Image

Sonra keyifle toparlandım. Balık tutan arkadaşlara rastgele dedim ki an itibariyle balık yoktu, dua edeceğim dedim, gülüştük vedalaştık. Keyifliydim, fotoğraflardan istediğim sonuçları almıştım. Yazıya yerleştirmediklerim için dedim ki: Çocuklar bunlar yazı için belli bir saate göre çekilmiş tadımlıklar. Farkındaysanız günü ışıttık, renk farklılıklarını tattık. Şimdi sıra en sevdiğimiz mekânlardan birinde enfes böreklerin tadını çıkarmada, artık kafamız da parlak, ruhumuz şenlendi araz çıkaranın poposuna da tekmeyi bastık...

da dedim.

Image

Ve az önce hayatımda ilk kez olan bi dangalaklıkla uzun zamandır aramadığım enn sevdiğim kadını aradım, onun geri dönüşü ve enfes sesi ve sözcükleriyle birlikte bir kez daha dünyaya döndüm.

Şimdi iki beni karşıma alacak ve çocuklar neydi bu olup biten diye elbette hesap sormayacağım,

çünkü anda olduğu gibi ben de kendi halime çok ama çokk güleceğim!



15 Aralık 2025 Pazartesi

İki Yaka Bir Araya Gelir

Başka bir hayal kuruyordum, içinde balıklar da olan. Masayı görüyordum; karşılıklı oturan iki kişiyi de...

Mekân gönlümüzde yer tutanlardandı ve ilk kurulduğu yerinden kopmuş, yıllar yıllar sonra bizim mahallede, yürüme mesafesinde, denizin kokusunun hissedildiği bir yerde, hoş ve katlı bi binada yerleşmişti. Tıfıl yıllarda tıfıl arkadaşlarla gidilmiş hallerini de hatırlatıyordu; o masalardan eksilmiş arkadaşları da... Ve yeri değişmiş olsa da bizim dibimize ulaşmıştı, şahaneydi.

Bi sonraki akşam için hayal kuruyordum. Olur da o akşama yetişmezse diye, olacağı güne de kabuldüm.

Geçmiş yıllar öncede, yaş en çılgın yıllarındayken, o masada geçen anlar akıyordu; eski bir sevgili ısrarla kafatasımı delip beynime, oradan da kalbime inme çabaları içindeydi. Gülümsüyordum. Onu son buluşmamızın akşamında evine bıraktığımda sona geldiğimizi fark etmişti, bir umut kurduğu son cümlesi beynimin içinde çınlıyordu. Onu kırmak da istemiyordum ama sonrası olmazdı olamazdı. Sonuçta kapıdan döndüğümde o son öpücüğün vedam olduğunu anlamıştı. Tüm haklılığıma rağmen kırmışmıydım, evet. Daha sakin daha saygılı bi veda ila elveda diyebilirdim.

Demedim!

Otobüs garındaydım, o yoldan gelmişti, bir masada buluşmuştuk, sanayi sitesinin bizim işyerinin dibine bi kaç metre uzağında bir masadaydık. Yemek yedik, nasıl bir ruh haliyse ve elbette çocukluk etkisi ile ve soğukkanlılıkla buraya kadar diyebildim. O bi süre sonra şehrine döndü, yıllar sonra yılın öğretmeni olduğunu gördüm bi gazete haberinde; tesadüfen.

Olgun bi kadının güzelliği vardı bedeninde...

Image

Enfes bir akşam, tam rakı masalık. Enn sevdiğim kadın şehir dışından dönemedi. Masa üzgün, olsun dedi ve ekledi; bir başka akşam için bekliyorum.

Bazı kıymetli ilişkilerin ve anıların bir zaman diliminde şak diye ortaya çıkmasını seviyorum. Çoğu zaman saklıdalar, hiç ses etmiyor, parmak ucu adımlarla yürüyorum. Tetiklendikleri anlarda bir zaman şeridi şırıl şırıl akıyor zihnimden, anılar dokunacağım kadar yakın oluyorlar bana. Boşa geçirilmiş bir hayatın esiri olmadığıma seviniyorum. Kırdığım kalplerde bile yerimin özel olduğunu biliyorum, ama ben de o unutulmaz anların, anıların kıymetini biliyor haklarını teslim ediyorum. Bir yerde otursak o günleri o günlerin kahramanları ile konuşsak diye hayal ediyorum.

Image

Aslında yazacağım yazı ve fotoğraflar güne dairdi, şu anki içerikle hiçbir bağı yoktu, geçmişe ayrılmış bi yer de yoktu. Yürürken herşey kendiliğinden oluştu. Daha çok fotoğraf koyacak onlar üzerinden bugünü ve çevreyi anlatacaktım. Fakat anladım ki yazarken iç sesleri ve duyguları hiçbir şekilde klavyeye hissettirmemek gerekiyormuş,

ve kendi haline bırakmamak da...

Olsun dedim sonra, bu da böyle bi yazı işte, kumandayı kalbim ve parmaklarım ele almış bana da anlatacak bi şey kalmamış!


6 Aralık 2025 Cumartesi

Üçübiryerde

Enfes bir akşam, kış hiç gelmeyecekmiş tadında. Uzun bir yürüyüş yapıyorum, yol boyunca hayaller kuruyorum. Bi ülke hayal ediyorum ve o ülkeye gitmesi kesin bir kadın üzerinden düşünüyorum. Yüzüm her ne kadar bana güvenmiyor olsa da bu kez umutlu.

Gülümsüyorum...

Düşe devam ediyorum. Bi mekânda kahve içsem mi diyorum, sonra evde beni bekleyen kahvemi hatırlıyorum.

Yeni bir marka, Guetemalalı, denedim, hatta kahve ölçüsünü artırdım ve sevdim.

Gökyüzü ise dürtüyor beni, hedefim İskele; çilingiri kurmuş, rakısını yudumlarken müziğini dinleyen abiyi içimden alkışlıyorum, cesaretine ve meydan okuyuşuna hayranım. Karşısına oturup -kabul ederse- hikâyesini dinlemeyi onunla bi tek atmayı hayal ediyorum. Bi kadeh de bana ikram ederse hayır dememeyi düşünüyorum.

Ay ben de katılırım size diyor, çünkü şu an denizden usul usul çıkıyor. Fotoğraflarını çekiyorum, iskele bugün sakin, ya balık yoktu, ya bereketliydi ve nafakasını yüklenen evin yolunu tuttu. Şimdi benim istikametim de bizim eve doğru. Fotoğraf makinemi alıp tam bizim evin karşısına geçeceğim, çünkü ay bana göz kırptı, biraz daha yükseleceğim dedi ve mum ışığı tadında olacağının altını çizdi. Midyeci abinin önünden hızla geçtim, denizin dibine vardım ve başladım fotoğraf çekmeye...

Image

Tanıştırayım;

Tıçkırık.

Şahane bir uyanık, çok eğlenceli, sapına kadar delikanlı, komik. Kapının önünü mekân bellemiş, bi iki gündür görünmüyor, alt kattaki komünde takılıyor diye düşündüm ama yok, birinin kapıp götürdüğünü düşünüyorum; kedisever olduğu mutlak. Lakin Karamanın koyunu bugün çıkar oyunu deyip şimdilik meseleyi geçiyorum.

Ay yükseldikçe muhteşem; epey fotoğraf sonrası eve dönüyorum. Hayallerim, o hayali gerçekleştirme isteğim bu kez büyük. Eğer caymazsam, hayalimi yarım bırakmazsam ve gerçeğe ulaştırırsam sanırım olan biteni yazmam ciltler alır.

Dilimi ısırıyorum.

Image

Denizin karşısında ve yeniden midyecinin önündeyim, baloncu ile sohbet tavan, geçenlerde zabıtalar almışlar malını, çünkü belli bir öteden sonrasında dolaşmaları yasakmış; buna da şükür, mantıklı, çünkü gezinti alanlarını da uzun tutmuşlar.

Ve muhtemelen birbirlerinin bölgesine girmesinler diye de sınırlarını belirlemişler.

Image

Tıçkırık hâlâ ortalıkta yok, siyahi ve karma desenli kardeşi bizimle, sanırım Tıçkırık'ı daha güzel bulan biri onu aşırdı. Bir sürprizle karşılaşmayı da ummuyor değilim. Avarelikten döner diye umuyorum çünkü bizim kediler avaredirler, başka diyarlarda takılıp eğlenmeyi, yeni kızlarla sohbetin dibine vurmayı severler.

İçimde sakin bir ateş var, bir ülke hayali ile soğuyor. Daha epeyi zaman var, son dakikalarda bir şey çıkmazsa, daha doğrusu ben vazgeçmezsem...

Giderim sanki... Elbette iç sesim bu kaçıncı sanki demeden duramıyor, olsun o tat da güzel. Enfes bir güneş bahar tadı dağıtıyor, bedava, şimdilik yetişen alıyor ki az önce tadını çıkardım. Zihnimde bir rakı masası var, duyan da ayyaş sanır beni; oysa ben bazı anlarda, mevzularda içmeden sarhoşlardanım ve bu evrelere bayılırım. Aslında içimi bi bıraksam yularını bi daha tutamam. Bu kez başaracağız başaracaksın diyor iç ses, melül melül denize bakıyor, bir yandan da bu satırları yazıyorum.

Kendimle çarpışmaya bayılıyorum; bi yanım etme eyleme gidelim diyor, bir yanımsa sen son dakikada satarsın yine bizi kesin diyor. Aslında avare gönlüm bu ikilemleri de pek seviyor. Bakalım ya da kimbilir, bu sefer tamamdır. İşte o zaman tutmayın beni o ülke ise söz konusu olan;

öyle yazarım ki gönüllerin en iyisi ödülünü alması kesin!

O halde o yörelerden gelsin şarkı,

ben bizim denizin güzelliğine dalıp gideyim,

eğer gidemezsem bu kez de...

o kadının güzelliklerini yine de,

uzaktan...

taa uzaktan seveyim...



İLETİŞİM İÇİN

KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP