ama konu bu değil. konu ne bilmiyorum öylesine anlatmaya geldim.
geçen hafta pırpır sünnet oldu. öncesinde eş dosta şu şekil duyurmuştum.
pırpır'ı operasyona götürürken video çekip attım instagram'a. bi' arkadaşım "iyice deli gibi bişi yaptın kendini" diye cevap yazmış. kendisi hayatında hiçbir hayvanla yaşamamış bir erkek birey. içten içe kızdım yazdığına.
o veteriner yolunun benim için nasıl endişe dolu bir yürüyüş olduğunu bilemeyecek kadar konudan habersiz, kısırlaştırma sözcüğünün kalbime nasıl ağır geldiğini anlayamayacak kadar da çocuk sahibi bir birey. tüm bunları böyle şakaya vurup boğazımda düğüm düğüm olmuş hislerimi nasıl bastırmaya çalıştığımı da anlamamış elbette. salak. beyinsiz gerzek mal salak.
aslında kendisini severim ama bugünlerde sevmiyorum. belki sonra geçer. pek kindar biri değilimdir.
ama önemli olan pırpır. ve o iyi. veteriner o gece yoğun bakım gibi orada kalacağını söylemişti ama ben istemiyordum. iyiyse çıksın yanımda geçirsin o geceyi istedim. onu bıraktığımı sanmasın, kafası yerine geldiğinde bütün gece neden buradayım diye endişelenmesin diye. duruma göre bakarız dediler.
pırpır öğleden sonra iki gibi bayıltılıp akşama doğru beş gibi artık bir şeyler yiyecek kadar ayılmıştı. ara ara son durumunu bildiren mesaj ve fotoğraflar atmalarıyla geçti o süreç.
sonra yedi gibi aradılar gelip alabilirsiniz diye. yürüyerek 15-20 dk mesafe, uça uça gittim.
küvez gibi bi' şeyin içindeydi, ben çıkınca çıkarıp sedye gibi şeyin üstüne koydular. sakindi epey. kucağıma almama izin verdiler.
sonra taşıma çantasını getirdiler paketleyip götüreyim diye ama gideceğimizi anlamadı tabii saftirik. kucağımdan inmek istemedi hiç. epey duygulandım öyle yapınca.
onu sokaktan yine öyle kucaklayıp getirmiştim eve. bilmiyorum belki de hatırlıyor. kafasında öyle bir anı var. "bu kız beni kucaklayınca eve götürüyor." :)
içimde bir şeyler "pırpır benden ayrılmak istemiyor! pırpır benden ayrılmak istemiyor!" melodisiyle dans etti.
bu arada tahlillerde demiri düşük çıkmış. annem ve ben bize çektiğine kanaat getirdik. bir de güzel bir mama buldum ona bundan sonra kullansın diye. her gün 4 kaşık mama ve 1 fıs demir desteği. umarım çok uzun ve sağlıklı bir hayatın olur deli pırpır.
deli pırpır çünkü gerçekten deli. ruh hastası gibi youtube'da ne kadar "erkek kedi kısırlaştırma, kısırlaştırma sonrası tedavi" falan yazan video varsa izlemiştim 1 aydır. genel tablo şunu diyordu: kediniz eve döndüğü ilk gün halsiz ve bitkin olacak, hala sersem olabilir, yemek yemeyi reddedebilir, mamasını suyunu yanına koyun, koltuğa tek başına tırmanıp inmekte güçlük çekeceği için yardımcı olun hatta tuvalet kabına onu siz götürün..............
pırpır eve 7 buçukta geldi ve dur sakin ol falanlarımıza aldanmadan hoplayıp zıplamakla kalmadığı gibi "bu nasıl bir manyak" diye düşündüğümde saat henüz akşam dokuzdu ve pırpır favori pinpon topunun peşinde evde fırıldak gibi koşturuyordu. nasıl bi manyak? işte böyle bi manyak. onu anlatmaya çalıştığım cümle fırıl fırıl.
neyse maşallah diyeyim.
bu arada 3 günde bile ısırması epey azaldı. hala evin küçük eniştesi, sinirlenince tutamıyoruz ama günde 30'dan 10'a düşen atakları epey umut verici. aferin çocuum.
başka pek bir şey olmadı zaten bunlardan başka. pazar günü anneler gününü kutladık. yakındaki bir avm'ye gidip anneme robot süpürge aldık. hediyemiz onu epey mutlu edince koskoca teknoloji marketin içinde turlayıp o da bize hediyeler seçmeye çalıştı. annemin böyle bir ana olması çok içlendiriyor beni. çocuklarının üstüne yatmaya çalışmayan bir anne oldu hep. ne maddi ne de manevi anlamda kafası "çocuklarım bana baksın" diye çalışmaz. aksine daha ne fazla ne verebilirim, hayatlarını nasıl kolaylaştırabilirim diye düşünür ve bunun için çabalar.
annemi bir ihtiyacımız olduğuna zar zor ikna edip çıktık oradan. bu kez de size tatlı ısmarlicam diye tutturdu. ben de "mado'ya giremeyiz! orası hala boykot listemizde!" diye tutturdum. annem beni "1 kere delelim boykotu bir şey olmaz" diye ikna etmeye çalışırken yandaki kara fırın'ı gördük. tam oraya girecekken abim "buranın sahibi kim? ya onu da boykot ediyorsak?" diye kafamızı karıştırdı ama vitrindeki vegan tatlıları görünce o da her şeyi unuttu ve kendimizi sipariş verirken bulduk.
tatlıları beklerken içeri dilenci iki çocuk girdi. garsonun koşup onları kovalamasını izlerkenki sessizliğimizi annemin şu cümlesi bozdu:
"bak ben sizi hiç dilendirmedim."
ay anneciğim, canım anneciğim, komik anneciğim. çıtamız bu mu gerçekten?
bu hikayeyi buraya yazdım çünkü o an, o masada hayatta en sevdiğim bu iki insanla nasıl kahkahalarla güldüğümüzü unutmak istemiyorum asla.
anlatacak başka pek bir şeyim yok. evde eğitim gören öğrencim ortaokuldan mezun oluyor, ikizine okuldan yıllık vereceklermiş, benim kelebeğin boynu bükük kalmasın diye annesiyle gaza geldik. ona şahane bir yıllık hazırlıyoruz. pırpır'a kedi yatağı yaptım ve bir sipariş üzerine birine şarkı sözü yazdım bir de. sonra onu yazarken aklıma başka bir melodi geldi. bu bitince onu şarkı haline getireceğiz. sonra da erovizyona falan giderim bence çünkü neden olmasın. ayrıca yanımda pırpır'ı da götürebilirim çünkü artık döşeği bile var. :) fotoğrafını çekip koyarım sonra buraya. yani şimdilik bu kadar.
öptüm.











