İyi şeyleri yüklenip devam etmek sanılanın aksine daha zordur ve daha çok acı verir. Bu acı huzurla karışık bir acıdır. Kolay değildir alışkanlıkları terk etmek…
Her bir yolculuk, her bir durak acılarla yoğrulur. Benim yolculuğum acıyla yoğrulmamıştır diyen insan hakikatten uzakta, gerçekle yüzleşeceği durağı beklemektedir. Acı bizi biz yapan. Önemli olan bu yolculuktan, durakta bıraktıklarımızdan ve durakta yüklendiklerimizden ne öğrendiğimiz. Daha yalın bir ifadeyle acıyla yüzleşip ondan almamız gereken dersi alabilmek marifet.
“Acı çekmenin ortak duygusu bütün insanları birleştirir” diyor Alman filozof Schopenhauer. Bütün insanları birleştirir mi bilemiyorum. Zira acıyı görmeyen, görse de hissedemeyen onlarca insanın varlığına şahit oldum olmaya da devam ediyorum.
Fakat kalbiyle yaşamayı bilen güzel insanları birleştiriyor bundan hiç şüphem yok. Çünkü kalbi ile yaşayan insanlar her bir durakta ne bırakıp ne yüklendiğini hem anlıyor hem de daha net hissediyor. Acıyla yoğrulsalar da hisleri yaş aldıkça körelmiyor, tıpkı çocukluklarındaki gibi tazecik kalıyor.
Acının birleştiren, iyileştiren ve büyüten yanıyla tanışınca acının sandığımız kadar kötü bir şey olmadığını anlıyor insan. Acının bu gücüyle tanışmama rağmen çocukluğuma duyduğum özlem hiç bitmeyecek sanırım.
Çocukluğumun ellerini tutup giden o güzel insanlara ve çocukluğuma hasretle…
içimi kaplayan duyguların kendilerinden bile haberleri yok.. korkularımla heyecanlarım kol kola girmiş sarhoş nidalar atıyorlar içerilerimde. sevdalığımla vicdanım kafa kafaya vermiş hararetli bir tartışmaya tutuşmuşlar. kalbimden ambargolu önyargılarım, beni benden isteyen şüphelerim, geleceği kurgulamaya kalkan densiz yazar-tanrı kompleksim; içimde bir yerlerde bir kaldırım kenarında çay bardağından rakı içerken mırıldanıyorlar farklı şarkıları.. dünün dün olduğundan haberdar olmama engel olup, zaman kavramımın durduğu yere göz dikiyorlar. en temelimi sarsacak bir depreme gebe olan ilkgüzün farkında olmamamı istiyorlar.. ve ben artçılarına kadar göğüs germeye hazır olduğuma inanmak istediğim bu depremin, şenlikli felaketinden önceki sessizliği onların ihtidar kavgalarından duyamıyorum. içimde; yarını, dünyayı, açgözlülüğü, açılmayı, seçilmeyi, seçmeyi, dünü, anı yaşamama izin vermeyen bir iç savaş var
Derin bir ah çekti kadın…
Yaşaması mümkün olmayan her anından pişmanlık duymamaya ikna etmeye çalışırken kendi kendini. Genişlemiş olan bütün zamanlarını bugüne toplamak için çabalarken konuştuğu her insanda kendini dinliyordu aslında. İnsanlığa dair küçük olan ama kendi için oldukça büyük dersler çıkartıyordu başkalarının dertlerini ve ahlarını dinlerken.
Aslında insanlar bir kelebek olmayı hayal ederken basit bir kozada tırtıl mı olmak için çabalıyordu?
Ama kadın kaderin tam anlamı ile bir seçim döngüsü olduğuna inanıyordu.
Deneyimlerinin yanı sıra yaşanmış veya yaşanacak olan senaryolara karşı bir bıkkınlık eylemi sergiliyordu, içmek istediği ikinci ya da üçüncü kahve bile kendi toplum kurallarını kalbe sığdırmaya çalışıyor gibi davranıyordu.
Var olan kişiliğine sıkışmış gibi hissederken aslında ne olmak istediğini sorguluyordu sürekli.
Bütün yaratıcılığını ifade etmek istediğini, kahkaha ile anlatmayı tercih ediyordu. Aslında bir serzeniş mi yoksa bir arada kalmışlık mı tam olarak bilinmez kahkaha nedeni.
Nefreti ise hayatından bile isteye çıkartmıştı .En derin ve üst olan bütün hisleri bavula koyarak üstlerinin zaman için tozlanmasını bekliyordu uzun zamandır. Ardından ise bir poz çekmeyi planlıyordu tozları üflerken. Aslında hayatına duyguları yeniden dahil etmek için değil, yapamadığı bir zafere imza atmak için bekliyordu yalnızca.
Derinde nefes aldı kadın….
Aynanın karşısına geçti. Yıllar sonra öğrendiği gülümsemesini giyindi üzerine. Artık yeterince hazırdı. İki kelimenin arasında sıkışmış olan yutkunmak bir sürü vazgeçişe bedel bir hale gelmişti artık.
Kelimelerinin düğümlendiği yerde uzun uzun durdu. Çekemediği bütün sabırlar sağ elinde gülümsemesi yüzünde çıktı.
İki yanağın arasına gerilmiş bir gülümsemenin kahkahaya dönüşen yolculuğundan bahsetmek isterdim ben de. Ellerini yumruk şekline getirmiş bir çocuğun uyanışına tutunarak mahmur göz kaşımalarını da tarif etmek isterdim. Gelecek her ne kadar çeşitli kurguların suya düşmesi olsa da insan sudaki yansımalarını görmek ister, halka halka. Bu kırıklıklar dağılır ve dibi bulanıklaşan her suyun tedirginliği gibi kalır gelecek de gelmesini beklerken.
Uyandım.
Havalandırılmamış bir evi tütsü gibi saran kahve kokusuna… Uykunun ağırlığıdır sabah kahvesini yumuşak kılan. Akşamdan kalan makyajım, geçen bütün uykusuzluklara inat adeta sanat icra eder gibi benimleydi; tam gözümün altında.
Ben zaten bahanelerimi meşrulaştırmak konusunda iyiyimdir.
Kendime dert ettiğim en büyük mevzu, uykum ağır olmasına karşın erken saatlerde başladığını varsaydığım inşaat sesleri olacak.
Bu döngü ise tam olarak böyle sürüp gidecek.
Ve bilmeyeceğim; gelecek gelene kadar ne kadar geç kaldığımı kendime.
Kötü şeyleri unutmanın çok da kötü olmadığını söyleyeceğim veda ederken. Ama o hep kötü şeyleri anımsayacak, gerçekte kalabilmek için. İki gamzesine sığdırdığı umut, bir gün kendi bağımsızlığını düşlediği benim evimi görmek olacak. Diyeceğim o ki; insan hiçbir zaman geleceğe tutunmaktan vazgeçmiyor sanırım.
Sokakta büyümüş olsa belki de çoktan gökyüzüne karışmış olacak bir Bulut düşleyeceğim. Ağır aksak bütün tepelerde onun özgürlük gülümseyişini hatırlayarak mutlu olacağım. Köpeklerin gamzesi yok. Onlar gülümsemelerini kuyruklarına sığdırıyorlar.
Bir yastığın altında sakladığım bütün yalnızlıklarımı nasıl biriktirdiğimi hiçbir zaman sorgulamadığım bir günün gecesinde, mutlu olduğum anlarım fragmanı yayımlanacak. Yeşilçam’dan alışkın olduğum “mutlu son” ibaresini arayacağım.
Sonradan öğreneceğim:
Mutsuzluklar da sevdaya dahil.
Bir ayrılığın meyvesi olarak kendini terk etmiş bir kadının hayal kırıklıklarıyla büyümüş bir çocuğun kendine sığınak olarak sunduğu tek yer geleceğe dair.
Şu son yudumu alayım da, gardımı da alabileyim.
Kalabalığa karışmaktır umut.
İnsanları izlemek metroda rahatsız etmeden.
Bir mesajı beklemek değil belki ama, Bir yüzü özlemektir belki de kim bilir.
Dokunmamayı söyleyen düzene inat da olsa sıcaklığa kaptırmaktır tenini.
Kararsız kalmaktır umut. Nereye gideceğini asla bilmeden.
Bir daveti beklemek değil ama,
Amaçsızlığı özlemektir,kim bilir.
Nefes almamanı söyleyenlere inat, derin ve uzun nefes almaktır belki
Hayallere kapılmaktır umut. Neyi düşleyeceğini bilmeden ansızın.
Bir ilhamı beklemek değil ama,
Düşünmeyi özlemektir, kim bilir. Konuşmamanı söyleyenlere inat. Dik tutmaktır kendini ve ruhunu.
Umut hep vardır.
Kendimi düşünürken buluyorum sık sık.
Boş gözlerime saklı gözyaşları doluyor birden bire.
Silmek bile gelmiyor içimden;
Düşüncelerimi seçmek gelmiyor. Vazgeçiyorum dünden. Görmüyorum ama geçmişteki batışını
güneşin ve battığı yerde kalışını.
Hayat seçmektir.
Gitmek ya da gitmemek bir seçimdir.
Gelmek bir seçim, koşmak bir seçimi, oturmak bir seçimdir.
Aslında çoğu şeyi seçiyoruz. Belki sevgiyi bile biz seçiyoruz.
Hayat çok farklı bir denklemdir.
İnsanlar dünyanın etrafında döndüğünü düşünebilir.
Akıl, kalp ve düşünce hepsi birer seçim.
Bu hayatı ne kadar biz olarak yaşayabiliyoruz.
Garip bir denklem.
Doğmak bir seçim değil. Ölüm bir seçim değil.
Yürek bir kalbi beklerken gidiyorsa belki de dünya ona bir öykü anlatıyordur.
Resimler, hayaller bir yerde kalacak ve bir kapı açılacak. Dünya ıssızlığında belki de bu kapı hayatın ta kendisi olacak.
Bir dakika belki de mi dedim.
Hayat devam eden bir süreç. Yaşarken kimi zaman bazı şeyleri seçebiliyoruz. Bazı şeyleri ise seçemiyoruz.
Bu hayatı anlamak zor. Eğer her şey seçimse hayat neydi? Dünya neydi.
Hayatın garipliğinde bir gemiye binmiş. Bir yere gidiyoruz.
İnsan hiçbir şeyin zorunda değildi. Ama kalp kırmak bir yenilgiydi.
Yine yollardayız gidecek çok yolumuz var.Yetişemediklerimiz var.Acele etmeliyiz.Elimizden, yanımızdan göçenler var.Gönlümüzden gidemeyenler var.Kalbimizde yaşarken nasıl olur da ölebilir insan.Her bir hücreden yeniden doğan insan.Yeniden çocuk olan insan.Gönlümüzden gidemezken ismi taşlarda nasıl yazar.Bahçede sokaklarda koşan insan.Dünyadan elemlice nasıl geçer insan.Sözler yetersiz kalırken bir anneden nasıl yaş gibi düşer insan.Mana aleminde renkli bir kuş…Firdevs bahçesinde zümrüd-ü anka…Bu böyle olmamalıydı derken hep böyle olurdu..
Kendimi ve hayatımı bir cümle ile özetleyecek olsaydım, o cümle; “Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın, yok ettiği.” olurdu. Bir şeyleri tamam etmeye kalkıştıkça kendim yok oldum hep. Hangi dala elimi uzatsam kurudu, ben de kurudum. Bazı şeyler bozuk kalmalıymış, yaşadıkça öğrendim.“Her şeyi düzelteceğimi, herkesi iyileştirebileceğimi ve insanları nezaketle eğitebileceğimi sandığım zamanlar, yaptığım bütün o hatalar gözümün önüne gelince, harcadığım zamana ve yitirdiğim akıl sağlığıma çok üzülüyorum.”
Kadın çekicidir .
Göze sürme, kaşa rastık çeker.
Kendini naza çeker . Yapılanları sineye çeker.
Gecenin bir yarısı canı tatlı çeker.
Hamarattır mutfağa girdi mi ziyafet çeker.
Kibrit kutusu kadar peynir yer diyet yapar açlık çeker.
Sağlam laf sokar şimşekleri üstüne çeker .
Hoşuna gitmeyen durumlarda cık cık çeker . Cevaplardan çok soruya dikkat çeker .
Demir eksikliği , vitamin eksikliği en çokta ilgi eksikliği çeker.
Bulaşığa girişir kolları dirseğe kadar çeker .
Elektrik süpürgesini alır tozu pisliği çeker .
Beğendiği eteğe girmek için göbeği içine çeker .
Topuklu ayakkabı yüzünden halayda , yağmurda , yokuşta patinaj çeker.
6. hissiyle yapılan tüm yaramazlıkların röntgenini çeker .
Tek kaşı kaldırma suretiyle ihtar çeker.
Sabrı taşarsa bombanın pimini çeker .
Kıymetinin anlaşılacağı günü iple çeker . 🌸