Casa Botter, Lozan Barış Antlaşması’nın 100. yılına özel “Lozan 1923: Yüz Yıl Önceki Başlangıç” sergisine ev sahipliği yapıyor!
“Nuri Bilge Ceylan: Başka Bir Yerde” Sergisi
“Nuri Bilge Ceylan: Başka Bir Yerde” Sergisi
Sinemamızın en özgün yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan’ın daha önce gösterilmemiş yeni fotoğrafları, “Başka Bir Yerde” sergisiyle sanatseverler ile buluşuyor!
Sinemamızın en özgün yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan‘ın sergisi “Başka Bir Yerde”, İstanbul Modern’de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının Türkiye’nin yanı sıra Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas, Rusya gibi farklı coğrafyalarda çektiği 22 portreden oluşan seçkiye ev sahipliği yapıyor.

Sergide yer alan fotoğraflar, karakterlerin yaşadıkları doğayla ve yapılan çevreyle olan ilişkilerini, dikkatle oluşturulmuş fotoğrafik atmosferi, dramatik ışık kullanımını, renklerin uyumunu ve sakin yüz ifadelerini öne çıkarıyor.
Ceylan’ın çalışmaları, fotoğrafların abartısız duygular ve sakin yüz ifadeleriyle birlikte yaşam deneyimlerimizin coğrafi bağlardan ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyor ve aynı zamanda insanlar arasındaki derin insanlık deneyimlerine de işaret ediyor.
Sergi başlığındaki “başka yer”, sanatçının seyahatlerini anımsatırken, Ceylan’ın filmlerindeki karakterlerin “başka bir yerde” olma arzusuna da göndermede bulunuyor.

Ceylan’ın fotoğrafları, insanların hayat mücadelelerini, yalnızlıklarını, can sıkıntılarını ve melankolilerini karşıdan bakan özneler aracılığıyla görünür kılıyor.
Ceylan, coğrafi farklılıklardan ziyade ortak duygulara odaklanıyor. Ceylan, kendine özgü biçimsel dil, hayal gücümüzü harekete geçirerek gitmediğimiz ve deneyimlemediğimiz coğrafyalara ve insanlara yakınlık hissetmemizi sağlıyor.

“Başka Bir Yerde” sergisini İstanbul Modern’de ziyaret edebilirsiniz.
İstanbul Modern ziyaret saatleri Pazartesi hariç Salı, Çarşamba, Perşembe, Cumartesi, Pazar günleri 10:00-18:00, Cuma günü ise 10.00 – 20.00 arasındadır.
Ziyaret saatleri ve ücretleri hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Adalar’da Caz Festivali Başlıyor
Adalar’da Caz Festivali Başlıyor
“Her yerde, herkes için sanat” mottosuyla yola çıkan İBB Kültür, Adalar’da yaza cazla “merhaba” diyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Dairesi Başkanlığı, “Her yerde, herkes için sanat” mottosuyla hareket ederek gelenekselleşecek bir festival daha düzenliyor.
İBB Kültür, “Adalar’da Caz” adını verdiği festivalle İstanbul’u festivaller kenti yapma çabasını sürdürüyor. Festival, 8-11 Haziran tarihleri arasında Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’da gerçekleştirilecek.

İBB Kültür, kentin sosyal, ekonomik, kültürel ve turizm alanlarına odaklanarak bölgelere özgü festivaller ve etkinlikler düzenliyor. Bu kez Marmara Denizi’nin ortasında yer alan ve İstanbul’un iki yakasına da uzaktan göz kırpan Prens Adaları’nda unutulmaz bir caz festivali gerçekleştirilecek.
Festivalde, Adalılar ve ziyaretçiler yaza caz müziğiyle “merhaba” diyecekler. Adalar’ın farklı noktalarında birbirinden güçlü isimler sahne alacak.

Festival Ada Vapurunda Başlayacak
Festival, 8 Haziran Perşembe günü saat 18.25’te Kabataş İskelesi’nden hareket edecek ada vapurunda başlayacak. İlk konseri verecek olan isim ise Sarp Maden Quartet olacak. Vapur Büyükada’ya ulaştığında saat 19.30’da Büyükada Atatürk Meydanı’nda Önder Focan Aubergine (Patlıcan) Project sahne alacak.
Ardından saat 20.30’da Mercan Dede konser verecek. Festival, 11 Haziran Pazar gününe kadar Büyükada Atatürk Meydanı, Çelik Gülersoy Kültür Merkezi, Heybeliada Pazar Yeri, Burgazada Eski İskele Meydanı ve Kınalıada İskele Meydanı’nda devam edecek.

Birbirinden Özel İsimler
Adalar’da Caz festivalinde Sarp Maden Quartet, Önder Focan, Mercan Dede, Ezgi Aktan, Celal Kadri Kınoğlu, Gürol Ağırbaş, Kerem Görsev, Elif Çağlar, Karambola, Telvin, Uninvited Cazz Band, Kolektif İstanbul, Birsen Tezer, Tolga Bilgin, Ozan Musluoğlu, Erdem Özkan, Melis Sökmen, Burcu Karadağ, Sibel Köse, Anıl Şallıel, Evren Can Gündüz ve Uzaylılar, Olcay Saral, Jehan Barbur, Ari Barokas, Bülent Ortaçgil, Çiğdem Erken sahne alacak.
Festivalde konserlerin yanı sıra Asena Akan ile “Kendini Akort Et”, Gençlerle Müzik Atölyesi, Sibel Köse, Baki Duyarlar ve Cem Aksel ile “Farklı Enstrümanlarda Caz Müziğine Yaklaşım” ve Selen Gülün ile “Caz Müziğinde İz Bırakan Kadınlar” söyleşileri de gerçekleştirilecek.
“Adalar’da Caz” festivali hakkında daha fazla bilgiye ve programına buradan ulaşabilirsiniz.
Zeki Demirkubuz’un İlk Sergisi “Hayat” Müze Gazhane’de
Zeki Demirkubuz’un İlk Sergisi “Hayat” Müze Gazhane’de
Zeki Demirkubuz’un fotoğrafçılık alanındaki ilk kişisel sergisi “Hayat”, İBB Miras ve Tuhaf ortaklığı ile Müze Gazhane’de sergileniyor.
İBB Miras ve Tuhaf ortaklığı ile gerçekleştirilen “Hayat” sergisi, ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz‘un fotoğrafçılık serüveninin ilk kişisel sergi olma değerini taşıyor.
Hayat sergisinin küratörlüğünü Nurhak Kaya ve sanat yönetmenliğini ise Ebru Yılmaz üstleniyor.

Demirkubuz’un yeni filmiyle aynı ismi taşıyan Hayat sergisi, yönetmenin 2009’dan bu yana dünyanın çeşitli yerlerinde çektiği 78 fotoğraftan oluşuyor. Sergide Türkiye’nin yanı sıra Japonya, Meksika, Amerika gibi çeşitli ülkelerde çektiği fotoğraflar sergileniyor.
Sergi, doğanın, şehrin, taşranın, varoluşun ve modernizmin insanlar üzerindeki etkilerini yansıtan fotoğrafları içeriyor. Demirkubuz, sigarayı bırakma bahanesiyle başladığı bu yolculukların artık en az sineması kadar hayatının merkezinde olduğunu ifade ediyor.
Ziyaretçiler, Demirkubuz’un objektifinden hayatın farklı yönlerine dair benzersiz bir bakış açısı sunan fotoğraflarla karşılaşacaklar.

“Hayat” sergisini, 9 Mayıs – 8 Eylül tarihleri arasında Müze Gazhane L Binası’nda görebilirsiniz.
Sergiyi, Pazartesi hariç hafta içi 09.00-18.00 ve hafta sonu 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.
Eurovision’da Türkiye: Unutulmaz Performanslar
Eurovision’da Türkiye: Unutulmaz Performanslar
Türkiye’nin Eurovision’daki en unutulmaz performanslarıyla, yarışma heyecanı yeniden yaşayın!
Hayranları tarafından her yıl heyecanla beklenen Eurovision Şarkı Yarışması, Avrupa ülkeleri tarafından düzenlenen en büyük organizasyonlardan biridir.
Eurovision Şarkı Yarışması, Avrupa ve konuk ülkelerin devlet televizyon kanalları tarafından seçilen veya düzenlenen yarışmalarda birinci olan sanatçıların, ülkeleri adına özel yaptıkları şarkılarla yarıştığı bir yarışmadır.

Yarışmada jüri üyeleri ve halk oylaması sonuçları birleştirilerek, her ülkenin aldığı puanlar belirleniyor. Bu puanlar da yarışmada sıralamayı belirlemek için kullanılıyor. Yarışmayı kazanan ülke, bir sonraki yılın yarışmasına ev sahipliği yapıyor.
Puan belirlenirken jüri, yarışmada seslendirilen şarkıyı vokal performansı, müzikal düzenleme, şarkı sözleri, sahne performansı ve görsel efektler açısından değerlendiriyor.
Eurovision’da Türkiye
Bugüne kadar 34 yarışmada yarışan Türkiye, Eurovision’a ilk kez 1975 yılında Semiha Yankı‘nın “Seninle Bir Dakika” isimli şarkısıyla katıldı, son kez ise 2012 yılında Can Bonomo‘nun “Love Me Back” şarkısıyla yarıştı.
48. Eurovision Şarkı Yarışması, Türkiye’nin müzik tarihinde unutulmaz bir anı olarak tarihe geçti. Sertab Erener‘in 2003 yılında yarışmada seslendirdiği “Everyway That I Can” adlı şarkı, yarışmada 167 puan toplayarak Türkiye’nin Eurovision tarihindeki tek birinciliğini elde etti.

Birinciliğin ardından 2004’te İstanbul’da yarışmaya ev sahipliği yapan Türkiye’yi bu yıl “For Real” isimli şarkıyla Athena temsil etti. Yarışmada 195 puan ile dördüncü oldu.
Türkiye, Eurovision Şarkı Yarışması’nda birinciliğinin yanı sıra, 2010’da maNga‘nın seslendirdiği “We Could Be The Same” isimli şarkıyla ikinci, 1997’de Şebnem Paker‘in seslendirdiği “Dinle” isimli şarkıyla üçüncü oldu.
Türkiye’nin Eurovision’a katılmama kararının arkasındaki nedenlerin yer aldığı haberimizi buradan okuyabilirsiniz.
Unutulmaz Performanslar
Sertab Erener’in Birinciliği
48. Eurovision Şarkı Yarışması, Türkiye’nin müzik tarihinde unutulmaz bir anı olarak tarihe geçti.
Sertab Erener‘in 2003 yılında yarışmada seslendirdiği “Everyway That I Can” adlı şarkı, Erener’in muhteşem sesiyle birleşerek, dinleyicilere unutulmaz bir performans yaşattı.
Yarışmanın birincisi olarak 167 puan toplayan şarkı, Türkiye’nin Eurovision tarihindeki tek birinciliğini elde etti. Bu başarı Türkiye ve Avrupa ülkeleri arasındaki kültürel bağların daha da güçlenmesini sağladı.
Sertab Erener’in seslendirdiği “Everyway That I Can” adlı şarkı, Türkiye’nin yarışmada ilk kez İngilizce dilinde seslendirdiği şarkıdır.
Mor ve Ötesi’nin Türkçeyi Temsil Etmesi
Türkiye, Eurovision katıldığı süre boyunca hem Türkçe hem de İngilizce şarkılarla yarıştı. Ancak yarışmaya ilk katıldığı 1975 yılından 2003 yılına kadar olan 28 yıllık süreçte sadece Türkçe şarkılarla yarıştı.
53. Eurovision Şarkı Yarışması’nda yarışan Mor ve Ötesi, 2000’li yılların başından itibaren katılan Türk sanatçıların aksine yarışmada İngilizce yerine “Deli” isimli Türkçe şarkı seslendirdi.
Mor ve Ötesi grubunun vokali Harun Tekin‘in “20 Dakika” programına verdiği röportajda, “Türkçe bir şarkı ile katılmak bizim bilinçli bir tercihimizdi. Biz orada bir derece alma hedefiyle değil, kendi müziğimizi olabildiğince gerçeğe sadık bir şekilde ifade etmek ve bu yolla Türkiye’yi temsil etmek için katıldık.” dedi.
Harun Tekin ayrıca, Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkçe dilinin duyulmasını ve Türkçenin bir şarkıyla yarışmada temsil edilmesinin heyecan verici olduğunu ifade etti.
maNga Nasıl Birinci Olamadı?
maNga, 2010 yılında gerçekleştirilen 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda unutulmaz sahne performanslarından birini sergiledi. Yarışmada favori olarak gösterilmesine rağmen “Satellite” isimli şarkıyı seslendiren Alman şarkıcı Lena‘nın arkasında ikinci oldu.
Lena’nın sergilediği sahne performansından ve seslendirdiği “Satellite” isimli şarkıdan memnun olmayan Eurovision hayranları, sosyal medya platformlarında ithamlı ve sinirli bir şekilde “maNga Nasıl Birinci Olamadı?” paylaşımları yapıldı.
Yarışma sonucunda Eurovision hayranları, sosyal medya platformlarında maNga’nın sergilediği performansla birinci olması gerektiğini savunan paylaşımlar yaptılar.
Hadise ve “Düm Tek Tek” En Çok Dinlenenlerde
“Düm Tek Tek” şarkısı yıllar geçmesine rağmen hala Eurovision listelerinde en çok dinlenenler arasında yer alıyor. Hadise‘nin seslendirdiği şarkı, 2009 yılında düzenlenen 54. Eurovision Şarkı Yarışması’nda dördüncü oldu.
Yarışma sonrası sesi hakkında yapılan yorumlar için Hadise; “Yarışmadan günler öncesinde hastalandım, iyileşmem mucizeydi” dedi.
Hadise, doktorların uyguladığı antibiyotik iğnelerle sahneye çıktığını ve iyileşmek için doktorlara yalvardığını söyledi.
Milliyet gazetesinin magazin yazarı Ali Eyüboğlu, Hadise’nin sahne performansı sırasında giydiği kıyafeti nedeniyle hükümet ile TRT arasında tartışmaların çıktığını iddia etti.
Şebnem Paker Risk Aldı Başarıya İmza Attı
Türkiye’yi ilk kez 1996 yılında düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nda temsil eden Şebnem Paker, seslendirdiği “Beşinci Mevsim” şarkısıyla onikinci oldu.
Ertesi yıl Eurovision’a Grup Etnik ile birlikte katılan Şebnem Paker seslendirdiği “Dinle” isimli şarkıyla yarışmada üçüncü oldu.
Türkçe şarkıyla Eurovision’a katılmanın yanlış bir tercih olacağı iddiaları ortaya atılırken, Şebnem Paker cesaretini ortaya koyarak risk aldı ve büyük bir başarıya imza atarak Türkçe bir şarkıyla dereceye girmeyi başardı.
Athena En Çok Puan Toplayan Performans
2003 yılında Sertab Erener’in Eurovision Şarkı Yarışması’nda birinci olması Türkiye için büyük bir başarıydı. Bu başarıyı takip eden yıl ise yarışma Türkiye’de düzenlendi ve Athena, ülkemizi seslendirdiği “For Real” isimli şarkıyla temsil etti.
Yarıştığı yıl 195 puan ile dördüncü olan Athena, Eurovision’da Türkiye adına en çok puan toplayan performansı sergiledi. Sahne performanslarıyla ve enerjik şarkılarıyla hem Türk seyircilerin hem de dünyanın beğenisini kazandı.
Eurovision Türkiye Katılmama Kararını Değerlendirdi
Eurovision Türkiye Katılmama Kararını Değerlendirdi
Türkiye’nin en büyük Eurovision hayran topluluğu, Türkiye’nin yarışmaya katılmama kararını değerlendirdi.
Türkiye’nin en büyük Eurovision Şarkı Yarışması hayran topluluğu olan “Eurovision Türkiye”nin kurucusu Özcan Yıldız, Türkiye’nin Eurovision’a katılmama kararını Post to Travel’a değerlendirdi.
Türkiye’nin Eurovision’a katılmama kararının arkasındaki nedenlerin yer aldığı “Türkiye Eurovision’a Neden Katılmıyor?” başlıklı haberimizi buradan okuyabilirsiniz.

Özcan Yıldız, değerlendirmesine başlarken Türkiye için Eurovision Şarkı Yarışması’nın her zaman önemli olduğuna dikkat çekti. Türkiye ve Türk Müziği’nin dünyaya ve Avrupa’ya tanıtımında yarışmanın her zaman önemli olduğunu vurguladı.
Yıldız, Eurovision’da yarışan şarkılarımızın listelerde ve toplum içinde sevildiğini ve kültleştiğini. Türkiye’de yarışmanın zaman içerisinde kültür oluşturduğunu, düzenlendiği gecelerinin bayram gibi kutlandığını söyledi.
Özcan Yıldız, “Bizlerin böylesine önemli bir kültürel ve evrensel bir organizasyondan mahrum kalmamız tamamı ile hükumetin dar bakış açısından kaynaklanmakta.” görüşünü belirtti.

Yıldız, Hükümetin ve TRT’nin bahane ettiği oylama sisteminin sürekli değiştiğini ve zaman zaman bazı ülkelerin de bu durumdan rahatsız olduğunu paylaştı.
“Yarışmanın içinde edilen itiraz ise bence daha çok ses getirir…”
Özcan Yıldız, yarışmanın dışında kalarak yarışma ve oylama sistemine itiraz etmenin sağlıklı bir durum olmadığını, yarışmanın içinde edilen itirazın daha çok ses getireceğini ve daha etkili olacağını belirtti.
Hükümetin aldığı kararları eleştiren Yıldız, “LGBT’nin hükümetin bütün siyasetinde paravan olarak ve kalkan olarak kullanması buraya da sirayet ederek Eurovision çarpıtılmaya çalışıldı.” Ancak, toplumumuzun Eurovision’a bağlı olduğunu ve şarkılarımızın Eurofanlar tarafından dinlendiğini ve sevildiğini söyledi.
“Türkiye platforma en güçlü şekilde dönecek. “
Özcan Yıldız, Türkiye’nin yarışmaya geri dönmesi hakkında, “Netice olarak, yakın zamanda değişecek olan hükumet ile birlikte Türkiye platforma en güçlü şekilde dönecek ve 2. zaferini elde edecektir.” sözlerini kullandı.

Özcan Yıldız sözlerine şöyle devam etti, “Türkiye’nin katılmama sebebi ilk yılda gerçekten Big 5 ve oylama sistemi olsa da 2014 yılından sonra çekilme sebebinin LGBT olduğunu diyebiliriz.”
TRT’nin yarışmayı yayınlamaması hakkında bir spekülasyon değinen Yıldız, “Krista Siegfrids sahnede öpüşeceği için TRT’nin yayınlamayacağı iddia edilmişti daha sonra yayınlamadığını ve 10 yıldır hala yayınlamadığını gördük.” dedi.
Özcan Yıldız, Avusturya adına yarışmada birinci olan Conchita Wurst‘un dış görünüşü ve tercihlerinin hükümetin ve TRT’nin yarışmaya katılma ve yayınlama konusunda tavrını net bir şekilde belli ettiğini ifade etti.

Yıldız, Yarışmaya katılamadığımız süre içerisinde şarkılarımızı ve şarkıcılarımızı dünyaya tanıtamadığımızı, Türkiye’nin Eurovision’a katılıp veya katılmamasının birkaç kişiye bağlı olmasından üzüntü duyduğunu belirtti.
“Umarım en kısa zaman içinde geri döneriz.”
Özcan Yıldız değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Biz Türk halkı olarak Eurovision’u gerçekten çok seviyoruz ve katılmadığımız halde hala büyük bir kitle büyük bir heyecanla takip ediyor. Umarım en kısa zaman içinde geri döneriz.”
Post to Travel’a yaptığı değerlendirme için Özcan Yıldız’a teşekkür ediyoruz.
Eurovision Şarkı Yarışması hakkında detayları ve Türkiye’nin yarışmada gösterdiği unutulmaz performansları buradan okuyabilirsiniz.

Türkiye Eurovision’a Neden Katılmıyor?
Türkiye Eurovision’a Neden Katılmıyor?
Türkiye’nin Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmama kararının arkasında çeşitli açıklamalar ve spekülasyonlar yer alıyor!
Eurovision Şarkı Yarışması, Avrupa ve konuk ülkelerin devlet televizyon kanalları tarafından seçilen veya düzenlenen yarışmalarda birinci olan sanatçıların, ülkeleri adına özel yaptıkları şarkılarla yarıştığı bir yarışmadır.
Türkiye’nin Eurovision Şarkı Yarışması‘na 2012 yılında gerçekleştirdiği son katılımının üzerinden tam 11 yıl geçti. O tarihten bu yana, Türkiye’nin yarışmaya katılmaması konusunda TRT, yarışma içerisinde gerçekleşen politik oylamaları neden gösteriyor.
Ancak, Türkiye’nin Eurovision’a katılmama kararının arkasında kurumlar ve kişilerce yapılan çeşitli açıklamalar ve spekülasyonlar yer alıyor.

Eurovision’da Türkiye
Bugüne kadar 34 yarışmaya katılan Türkiye, ilk katılımı 1975 yılında Semiha Yankı‘nın “Seninle Bir Dakika” şarkısıyla oldu. Son katılımı 2012 yılında Can Bonomo‘nun “Love Me Back” şarkısıyla gerçekleşti.
48. Eurovision Şarkı Yarışması, Türkiye’nin müzik tarihinde unutulmaz bir anı olarak tarihe geçti. Sertab Erener‘in 2003 yılında yarışmada seslendirdiği “Everyway That I Can” adlı şarkı, yarışmada 167 puan toplayarak Türkiye’nin Eurovision tarihindeki tek birinciliğini elde etti.
Eurovision Şarkı Yarışması hakkında detayları ve Türkiye’nin yarışmada gösterdiği unutulmaz performansları buradan okuyabilirsiniz.

Türkiye’nin Eurovision’a Katılmama Kararının Arkasındaki Nedenler
Oylama Sistemi
Eurovision Şarkı Yarışması’nda, jürilerin ülkeleri adına verdiği oyların yanı sıra seyircilerin verdiği oylarda yarışmayı kazananı belirliyor. Katılan ülkeler ve seyirciler kendi ülkelerine puan veremiyor.
Puan belirlenirken yarışmaya katılan ülkenin jürisi, yarışmada seslendirilen şarkıyı vokal performansı, müzikal düzenleme, şarkı sözleri, sahne performansı ve görsel efektler açısından değerlendiriyor.

2016 yılından itibaren uygulanmaya başlanan oylama sistemi, Türkiye’nin Eurovision’dan çekilmesinde etkili oldu. Değişen sistemde, jüriler ve halk oylaması birleştirilerek ülkelerin aldığı puanlar belirleniyordu. Türkiye, yeni oylama sisteminin adaletsiz olduğunu, jüri oylamasının etkisini azaldığını düşündüğü için Eurovision’a katılmama kararı aldı.
Halk Oylamasının Birinciliğe Etkisi
Halk oylamasının özellikle kazananı belirlemede ne kadar etkili olduğunu, son düzenlenen yarışmalarda açıkça ortaya çıkıyor. 2021 yılında düzenlenen yarışmada İtalya adına “Zitti E Buoni” şarkısını seslendiren Måneskin, jüri oyları ile dördüncü sırada yer alırken halk oylamasında aldığı 318 puan ile birinciliği elde etti.
İtalya’nın yaşadığı benzer durumu 2022 yılında Ukrayna, Kalush Orchestra’nın seslendirdiği “Stefania” şarkısı ile yaşadı, jüri oyları ile dördüncü sırada yer alırken halk oylamasında aldığı 439 puan ile birinciliği elde etti.

Ancak, her yıl değişen oylama sistemi 2023 yılında düzenlenecek yarışmada da yine değişti. Yeni oylama sistemiyle birlikte yarı finallerde finalistlerin belirlenmesinde %100 halk oylaması kullanılacak ve Eurovision’a katılmayan ülkelerin izleyicileri de oy kullanabilecek.
Eurovision’a katılmayan ülkelerin izleyicileri, “Dünyanın Geri Kalanı” olarak adlandırılacak ve Eurovision Şarkı Yarışması internet sayfasından oy kullanabilecekler.
Politik ve Siyasi Olaylar

Türkiye’nin Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmama nedenleri arasında politik ve siyasi olaylar da yer alıyor.
TRT, yarışmanın siyasi boyut kazandığını ve ülkelerin birbirlerine verdikleri politik oyların, hak eden şarkıya puan olarak yansımadığını öne sürüyor.
Yarışmada yarışan Kuzey Avrupa ülkelerinin Türkiye adına yarışan şarkıya düşük puanlar vermesi veya Yunanistan’ın her yarışmada Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne 12 tam puan vermesi, bu nedeni örneklendiriyor.
Ancak, Türk nüfusunun yoğun olduğu Avrupa ülkelerinden gelen yüksek puanlar ve Azerbaycan’ın yarışmaya katılmaya başladıktan sonra Türkiye’ye 12 tam puan vermesi, her iki taraf için de Eurovision’un politik ve siyasi yönünü ortaya çıkarıyor.
Türkiye’nin Avrupa ülkeleri ile yaşadığı son yıllardaki politik tartışmalar ve siyasi gerginlikler, Türkiye’nin Eurovision’a katılmama kararını güçlendiriyor.
Türk Kültürünü Yansıtmıyor

Eurovision Şarkı Yarışması, Avrupa ülkelerinin kültürel bağların güçlenmesini sağlayan ve sanatçıların kendi kültürlerini temsil etmeleri açısından önemli bir platform.
Türkiye’nin değişen politik ve siyasal ikliminde TRT’nin ve hükümetin, Eurovision’un Batı merkezli olduğunu ve Türk kültürünü yansıtmadığını düşündükleri için yarışmaya katılmama kararı aldıkları yönünde iddialar konuşuluyor.
Avusturya adına yarışmada birinci olan Conchita Wurst‘un dış görünüşü ve tercihleri TRT’nin yarışmaya katılma ve yayınlama konusunda tavrını net bir şekilde belli etti.
TRT’nin önceki Genel Müdürü İbrahim Eren, katıldığı etkinlikte Conchita Wurst için şu sözleri söyledi:
“Avusturyalı birinci olan sakallı, etekli, cinsiyet kabul etmeyen, herhangi bir cinsiyeti olduğunu söylemeyen, ‘Aynı anda hem erkeğim hem kadınım’ diyen birini saat 21.00’de, çocukların seyrettiği bir zamanda ben canlı yayımlayamam ki.”
Hadise’nin Kıyafeti Tercihi
Milliyet gazetesinin magazin yazarı Ali Eyüboğlu, “Magazin Noteri” programında Hadise‘nin 2009 yılında düzenlenen 59. Eurovision Şarkı Yarışması’ndaki performansının ardından hükümet ile TRT arasında büyük bir sıkıntı yaşandığını gündeme getirdi.
Ali Eyüboğlu, Hadise’nin kıyafeti nedeniyle tartışmaların çıktığını ve bu nedenle Türkiye’nin yarışmadan çekilme kararı aldığını iddia etti.
Eyüboğlu açıklamasında şunları belirtti: “Türkiye bugün Eurovision’a katılmıyorsa birinci darbeyi Hadise’den yemiştir, olaylardan. O zamanın TRT genel müdürü bana bizzat anlattı; Hadise’nin giydiği olay kıyafet nedeniyle TRT yönetimiyle ve iktidar arasında o dönem büyük sıkıntılar yaşandı. Sonrasında bir daha kadın şarkıcı göndermeme kararı aldı TRT de.”
Hadise’nin ardından, 2010’da maNga, 2011’de Yüksek Sadakat, 2012’de ise Can Bonomo Türkiye adına yarıştı.
Yarışmanın Ekonomik Yükü
Eurovision Şarkı Yarışması, katılan ülkeler adına ekonomik bir yük yaratıyor. Hazırlık ve organizasyon süreci, performansların kalitesi ve görsel efektlerinin maliyeti her yıl artış gösteriyor. Ülkelerin bütçelerinde büyük bir baskı yaratıyor.
Eurovision’un ekonomik yükü, katılan ülkelerin yanı sıra ev sahibi ülke içinde baskı yaratıyor. Yarışma, turizm açısından büyük bir fırsat olarak görülse de, düzenleyen ülkenin bütçesine baskı yaratıyor.
Türkiye’nin son dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntılar, yarışmanın gerektirdiği yüksek maliyetler ve zahmetli hazırlık sürecini kaldırmayacağını, Türkiye’nin Eurovision’a katılmama kararının nedenleri arasında gösteriliyor.
Eurovision, Türkiye’nin Geri Dönüşünü Bekliyor
TRT’nin “politik oylamalar” açıklamasından sonra Türkiye, 34 kez katıldığı yarışmaya 2012 yılında son kez katıldı ve daha sonra aniden katılmama kararı aldı.
Katılmama kararının ardından soruları yanıtlayan dönemin eski TRT’den sorumlu bakanı Bülent Arınç, “Biz bu yarışmaya hangi güçlü grupla gidersek gidelim, istediğimiz sonuçları alamıyoruz. Türkiye’nin tanıtımı konusunda da çok fazla bir etkinlik olmuyor” dedi.
Önceki TRT Genel Müdürü İbrahim Eren, katıldığı “Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi etkinliğinde kendisine gelen Eurovision Şarkı Yarışması’na ilişkin soruya şu ifadeleri kullanarak cevapladı:
“Şu anda katılmayı düşünmüyoruz. Oylama sistemi gibi gerekçelerimiz var. Bir de kamu yayıncısı olarak, Avusturyalı birinci olan sakallı, etekli, cinsiyet kabul etmeyen, herhangi bir cinsiyeti olduğunu söylemeyen, ‘Aynı anda hem erkeğim hem kadınım’ diyen birini saat 21.00’de, çocukların seyrettiği bir zamanda ben canlı yayımlayamam ki.”
Eren cevabının devamında, “Avrupa Yayıncılar Birliğine, Eurovision’la ilgili olarak ‘Siz saptınız değerlerinizden.’ dedim. Bundan dolayı başka ülkeler de çıktı. Orada bir zihin karmaşası var, yöneticilerinden dolayı. O düzelirse tekrar Eurovision’a gireriz.” dedi.
Türkiye Geri Mi Dönüyor?
İbrahim Eren, ayrıca Milliyet gazetesinin magazin yazarı Ali Eyüboğlu’na verdiği açıklamada, Eurovision’a geri dönmek için tekrar çalışma yaptıklarını açıklamıştı.
Eren’in açıklaması: “Bu arada ‘Eurovision’la da görüşüyoruz. Çok iyi biri geldi ‘Eurovision’un başına Kuzey Avrupa’dan. Bence bu sene çok başarılıydı. Uzun zaman sonra güzel bir yarışma yaptılar. Yeni gelenle bizim arkadaşlar görüşmeye başladı. Ne olur bilemem?”
Temmuz 2022 yılında TRT yönetim değişikliğine gitti İbrahim Eren yerine TRT Genel Müdürlüğüne Prof. Dr. Mehmet Zahid Sobacı atandı.
TRT yetkilileri, Eurovision Türkiye sayfasına yaptıkları açıklamada, Avrupa Yayın Birliği ile görüşmelerin devam ettiğini ve henüz resmi bir karar alınmadığını belirtti.
İsrail gazetesi Haaretz ile bir röportaj gerçekleştiren EBU Genel Müdürü Noel Curran, “Umuyoruz ki Türkiye geri gelir. Bizi çok mutlu eder.” dedi.
Türkiye Eurovision’a İstediği Zaman Geri Dönebilir

Türkiye, Avrupa Yayıncılar Birliği’nin eski ve kıdemli bir üyesi olduğu için Eurovision’a geri dönmek istediği zaman yeniden katılabilir.
Bugünün hükümeti ve TRT yönetiminin aldıkları karardan dönmeleri pek mümkün görünmüyor. Ancak, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi muhalif siyasi partiler Eurovision Şarkı Yarışması’na katılma vaatleri öne çıkıyor.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener‘in açıkladığı İYİ Parti seçim beyannamesinde, “Eurovision’a yeniden katılım sağlayacağız.” maddesi yer aldı.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, iktidar olacakları takdirde yeniden Eurovision’a katılacaklarını söyledi. Babacan ayrıca, “Eurovision şarkı yarışmasına da geri döneceğiz.” ifadesinin yer aldığı bir tweet paylaştı.
Eurovision’un Türkiye’deki Hayranları Ne Düşünüyor?

Türkiye’nin en büyük Eurovision Şarkı Yarışması hayran topluluğu olan “Eurovision Türkiye” platformunun kurucusu Özcan Yıldız, Türkiye’nin Eurovision’a katılmamasını Post to Travel’a değerlendirdi.
Özcan Yıldız, Eurovision Şarkı Yarışması’nın Türkiye için her zaman önemli olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de Eurovision Şarkı Yarışması’nın düzenlendiği gecelerinin bayram gibi kutlandığını vurguladı.
Yıldız, yarışmanın dışında kalarak oylama sistemine itiraz etmenin sağlıklı olmadığını, yarışmanın içinde edilen itirazın daha çok ses getireceğini ve daha etkili olacağını belirtti.
Hükümetin aldığı kararları eleştiren Yıldız, “LGBT’nin hükümetin bütün siyasetinde paravan olarak ve kalkan olarak kullanması buraya da sirayet ederek Eurovision çarpıtılmaya çalışıldı.” ifadelerini kullandı.
Özcan Yıldız, değişecek olan hükumet ile Türkiye’nin Eurovision Şarkı Yarışması’na en güçlü şekilde döneceğini ve ikinci zaferini elde edeceğini söyledi.
Özcan Yıldız’ın, değerlendirmesinin yer aldığı haberi buradan okuyabilirsiniz.
42. İstanbul Film Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu: İşte Kazananlar
42. İstanbul Film Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu: İşte Kazananlar
Dünya sinemasının en güncel ve özgün örnekleriyle İstanbul’da sinemaseverler ile buluşan 42. İstanbul Film Festivali, gerçekleşen ödül töreniyle sona erdi.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 42. kez düzenlenen İstanbul Film Festivali‘nin ödül töreni, 18 Nisan Salı akşamı Soho House İstanbul‘da gerçekleştirildi.
Nisan ayının ilk günlerinde sinemaseverler ile buluşan 42. İstanbul Film Festivali, dünya sinemasının en güncel ve özgün örneklerini izleyicilerle buluşturdu. Yaklaşık 2 hafta süren festivalde, ulusal ve uluslararası yarışmalarda toplam 59 kısa ve uzun metrajlı film yarıştı.

Ödül töreninde, Uluslararası ve Ulusal Altın Lale ödüllerinin yanı sıra, Ulusal Yarışma En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetmeni ve En İyi Özgün Müzik ödüllerini kazananlar açıklandı. Ödül töreninde ayrıca Ulusal Belgesel Yarışması, Ulusal Kısa Film Yarışması ödülleri, Genç Usta Ödülü, Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü ve Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) Ödülleri sahiplerini buldu.
İşte Kazananlar
Uluslararası Yarışma Ödülleri
Bu yıl “Sinemaya Yeni Bakışlar” temasını izleyen 10 film, İstanbul Film Festivali kurucularından ve İKSV eski yönetim kurulu başkanı Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Altın Lale Ödülü için yarıştı.
Portekizli yönetmen João Canijo, Festivalin Uluslararası Yarışma jürisinde başkanlık görevini üstlendi. Yarışmanın diğer jüri üyeleri ise yapımcı Dora Bouchoucha, yönetmen Teona Strugar Mitevska, yönetmen Alexandre O. Philippe ve oyuncu Maeve Jinkings yer aldı.
Uluslararası Altın Lale Ödülü’nü, Houman Seyyedi’nin yönettiği Jang-e jahani sevom / World War III / Üçüncü Dünya Savaşı filmi kazandı.
Uluslararası Yarışma’da Jüri Özel Ödülü’nü, Dmytro Sukholytkyy-Sobchuk’un yönettiği Pamfir filmi kazandı.
Uluslararası Yarışma’da Mansiyon Ödülü’nü, Fanny Molins’in yönettiği Atlantic Bar filmi kazandı.

Ulusal Yarışma Ödülleri
Yapımı 2022-2023 sezonunda tamamlanan 11 film, Ulusal Yarışma’da en iyi filme verilen Altın Lale Ödülü için yarıştı.
Yönetmen Emin Alper, Festivalin Ulusal Yarışma kategorisinde jüri başkanlığı görevini üstlendi. Yarışmanın diğer jüri üyeleri ise oyuncu Farah Zeynep Abdullah, görüntü yönetmeni A. Emre Tanyıldız, kurgucu Aylin Zoi Tinel ve yazar Seray Şahiner yer aldı.
Ulusal Yarışma kapsamında En İyi Film, Jüri Özel Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetmeni ve En İyi Özgün Müzik olmak üzere toplam 10 dalda ödül verildi.
Festivalin kurucularından Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’nü, Fikret Reyhan’ın yönettiği Cam Perde filmi kazandı.
En İyi Yönetmen Ödülü’nü, Ayna Ayna filminin yönetmeni Belmin Söylemez kazandı.
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü, Ayna Ayna filmindeki rolüyle Manolya Maya, Şenay Aydın, Laçin Ceylan kazandı.
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü, Cam Perde filmindeki rolüyle Alper Çankaya kazandı.
En İyi Senaryo Ödülü’nü, Kör Noktada filminin senaristi Ayşe Polat kazandı.
En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü’nü, Bir Tutam Karanfil filmiyle Barış Aygen kazandı.
En İyi Kurgu Ödülü’nü, Kör Noktada filmiyle Serhad Mutlu ve Jörg Volkmar kazandı.
En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü, Iguana Tokyo filmiyle Meral Efe Yurtseven ve Emre Yurtseven kazandı.
En İyi Özgün Müzik Ödülü’nü, Iguana Tokyo filmiyle Kazuya Nagaya, Sound Walk Collective kazandı.
Ulusal Yarışma’da Mansiyon Ödülü’nü, Umut Subaşı’nın yönettiği Sanki Her Şey Biraz Felaket filmi kazandı.

Ulusal Kısa Film Yarışması
İstanbul Film Festivali’nin kısa film yapımını özendirmek, bu alanda gelişimi desteklemek ve nitelikli filmleri izleyiciyle buluşturmak amacıyla başlattığı Ulusal Kısa Film Yarışması’nda bu yıl 11 film yarıştı.
Ulusal Kısa Film Yarışması’nın jüri kadrosu, yönetmen Volkan Güney Eker, çizgi roman sanatçısı ve yönetmen Yorgos Goussis ile fotoğrafçı ve yönetmen Aylin Kızıl yer aldı.
En İyi Kısa Film Ödülü’nü, Aram Dildar’ın yönettiği Navnîşan / Adres kazandı.
Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Mansiyon Ödülü’nü, Charles Emir Richards’ın yönettiği Suriyeli Kozmonot filmi kazandı.

Ulusal Belgesel Yarışması
İstanbul Film Festivali’nin, belgesel üretimini ve sinemacıları desteklemek amacıyla başlattığı Ulusal Belgesel Yarışması’nda bu yıl 8 film yarıştı.
Ulusal Belgesel Yarışması jüri kadrosu, yönetmen Cem Kaya, yönetmen Etna Özbek ve akademisyen Lalehan Öcal yer aldı.
En İyi Belgesel Ödülü’nü, Somnur Vardar’ın yönettiği Boşlukta filmi kazandı.
Ulusal Belgesel Yarışması’nda Mansiyon Ödülü’nü, İdil Akkuş ve Ekin İlkbağ yönettiği Düet filmi kazandı.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü
İstanbul Film Festivali’nde, 2012 yılında kaybettiğimiz yönetmen ve yapımcı Seyfi Teoman anısına En İyi İlk Film Ödülü veriliyor. Bu yıl, Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’ne Türkiye yapımı 4 kurmaca ilk film yarıştı.
Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü jürisinde, Türkiye yapımı uzun metraj kurmaca ilk filmlerin aday olduğu kategoride Berlin Uluslararası Film Festivali idari direktörü Mariëtte Rissenbeek, yönetmen ve yapımcı M. Tayfur Aydın ve yönetmen Nazlı Elif Durlu yer aldı.
Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü, Bars filminin yönetmeni Orçun Köksal kazandı.

FIPRESCI Ödülleri
Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) jürisi Ulusal Yarışma, Uluslararası Yarışma ve Ulusal Kısa Film Yarışması’ndan birer filme FIPRESCI Ödülü verildi.
Klaus Eder, FIPRESCI Ödülleri jürisinde başkanlık görevini üstlendi. Yarışmanın diğer jüri üyeleri ise Bojidar Manov, Ekrem Buğra Büte, Marietta Steinhart, Jose Solís ve Yeşim Burul yer aldı.
Uluslararası Yarışma’da FIPRESCI Ödülü’nü, Jung July’ın yönettiği Next Sohee / Da-eum-so-hee / Sıradaki Kız filmi kazandı.
Ulusal Yarışma’da FIPRESCI Ödülü’nü, Ayşe Polat’in yönettiği Im Toten Winkel / Kör Noktada kazandı.
Ulusal Kısa Film Yarışması’nda FIPRESCI Ödülü’nü, Fırat Yücel’in yönettiği 8 Mart 2020: Bir Günce filmi kazandı.

Genç Usta Ödülü
Genç yönetmenlerin çektikleri ilk veya ikinci filmlerin yer aldığı Genç Ustalar bölümündeki 15 film, Genç Usta Ödülü için yarıştı.
Türkiye’deki sinema öğrencilerinden oluşan 18-25 yaş arası jüri, yarışmadaki filmleri değerlendirdi. Yarışmanın jüri kadrosu Malik Badalov, Aşkım Berberoğlu, Fidan Çaça, Kaan Kavas, Fikret Başar Kaya, Sude Özçalı ve Elif Melisa Özhan yer aldı.
Genç Usta Ödülü’nü, Juraj Lerotić’in yönettiği Sígurno mjesto / Safe Place / Güvenli Bir Yer filmi kazandı.

42. İstanbul Film Festivali ve film seçkisi hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Ödül töreni hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
19. Akbank Kısa Film Festivali Başlıyor
19. Akbank Kısa Film Festivali Başlıyor
Akbank Kısa Film Festivali, sinemaseverleri kısa filmin keyifli atmosferiyle 19. kez buluşturuyor.
Akbank Kısa Film Festivali, 19. yılında kısa filmin yapımına özendirmek, yeni sinemacılara destek olmak ve sinemaseverleri kısa filmin keyifli atmosferiyle buluşturmak amacıyla düzenleniyor.
Akbank Kısa Film Festivali, 2-12 Mayıs tarihleri arasında Akbank Sanat‘ta sinemaseverlere heyecan verici bir deneyim sunmaya hazırlanıyor.

Akbank Kısa Film Festivali: Amacı ve Tarihi
İlk kez 2004 yılında düzenlenen Akbank Kısa Film Festivali, kısa filmlerin yapımını özendirmek, sektördeki yeni sinemacılara destek olmak, dünyadan ve Türkiye’den gelen farklı kültürlerdeki kısa film örneklerini tanıtarak izleyicilerle en iyi ortamda buluşturmak ve bir festival kültürü oluşturarak sinemaseverlerin kısa filmin tartışacağı platform oluşturmak amacıyla gerçekleştiriliyor.
Atölyeler, Söyleşiler ve Eğitimler
Akbank Sanat, kısa film gösterimlerinin yanı sıra, çeşitli atölye çalışmaları, söyleşiler ve deneyimli isimler tarafından verilecek eğitimlere ev sahipliği yapacak.
Festival programı, “Festival Kısaları”, “Dünyadan Kısalar”, “Kısadan Uzuna”, “Deneyimler”, “Belgesel Sinema”, “Perspektif”, “Özel Gösterim” ve “Forum” bölümlerinden oluşuyor.
Cannes, Berlin ve Venedik gibi dünya çapındaki film festivallerinden birçok eser her yıl festival programında yer alıyor, “Forum” bölümünde senaryo aşamasından başlayarak desteklenen kısa filmler ve projelerin geliştirilmesine yönelik eğitimler düzenleniyor.
Akbank Kısa Film Forum, yapım desteği amaçlı bir kısa film senaryo yarışmasına da ev sahipliği yapıyor.

Festival Yarışma Programı
Dünyanın çeşitli bölgelerinden ve Türkiye’den toplam 2237 kısa filmin başvuru yaptığı 19. Akbank Kısa Film Festivali’nde 35 kısa metrajlı film yarışacak.
Ulusal Yarışma ‘Festival Kısaları’ Bölümü’ne katılan eserler arasından 14 film ve Uluslararası Yarışma ‘Dünyadan Kısalar’ Bölümü başvuruları arasından seçilen 15 film “En İyi Film Ödülü” için yarışmaya hak kazandı.
Ayrıca 20 yaş altı yönetmenlere yönelik yapılan ‘Genç Bakışlar’ yarışma bölümünde ise 6 film finalist olarak belirlendi.
Festival Yarışmaları
Ulusal Yarışma ‘Festival Kısaları’ Bölümü
Ulusal Yarışma ‘Festival Kısaları’ Bölümü jüri üyeleri; oyuncu Beren Saat, yönetmen Umut Aral, oyuncu Ekin Koç, kurgucu Ali Aga ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı olarak belirlendi.
Ulusal Yarışma ‘Festival Kısaları’ Bölümü Aday Filmleri
Everything At Once – Henrik Dyb Zwart / Norveç
Persona – Sujin Moon / Güney Kore
Please Hold the Line – Tan Ce Ding / Malezya
Will My Parents Come to See Me – Mo Harawe / Somali, Avusturya, Almanya
A Conspiracy Man – Valerio Ferrara / İtalya
The Left Behind – Aurélie Oliveira Pernet / Portekiz, İsviçre
Snow in September – Lkhagvadulam Purev-Ochir / Moğolistan, Fransa
At Little Wheelie Three Days Ago – Andrew Stephen Lee / ABD
Fairplay – Zoel Aeschbacher / Fransa, İsviçre
My Girlfriend – Kawthar Younis / Mısır
Tsutsue – Amartei Armar / Gana, Fransa
Ice Merchants – João Gonzalez / Portekiz, Fransa, İngiltere
Lori – Abinash Bikram Shah / Nepal, Hong Kong
Same Old – Lloyd Lee Choi / ABD, Kanada
Der Molchkongress – Matthias Sahli, Immanuel Esser / İsviçre, Almanya
Uluslararası Yarışma ‘Dünyadan Kısalar’ Bölümü
Uluslararası yarışma ‘Dünyadan Kısalar’ Bölümü jüri üyeleri; oyuncu Mina Kavani, yönetmen Jonas Matzow Gulbrandsen, oyuncu Nik Xhelilaj, Mubi Türkiye direktörü Cem Altınsaray ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı olarak belirlendi.
Uluslararası Yarışma ‘Dünyadan Kısalar’ Bölümü Aday Filmleri
Rutubet – Turan Haste
Yazın Sonu – Sis Gürdal
Farklı Bir Yas – Beril Tan
Birlikte, Yalnız – Kasım Ördek
Bugün Değil – Yağmur Mısırlıoğlu
Adres – Aram Dildar
Koyun – Benhür Bolhava
Gece Babamızı Ararken – Alkım Özmen
Lekesiz – Ali Ercivan
Leyla – Nursen Çetin Köreken
Komşu Sesler – Ali Kıvanç Güldürür
Bahçeler Put Kesildi – Ali Cabbar
Ben Tek Siz Hepiniz – Barış Kefeli, Nükhet Taneri
Salça – Burak Oğuz Saguner

‘Genç Bakışlar’ Bölümü
‘Genç Bakışlar’ Bölümü jüri üyeleri; oyuncu Pınar Deniz, yönetmen Ziya Demirel ve müzisyen Saki Çimen olarak belirlendi.
‘Genç Bakışlar’ Bölümü Aday Filmleri
Rutin – Yiğit Efe Söken
Yarından Mektup – Ege Topoyan
İtiraf – Andaç Bertuğ Şimşek
Küçük Hiçler – İpek Karan
E-duygu – İpek Karan
O2net – Abdelrahman Abdulfattah
Forum Senaryo Yarışması
‘Forum Senaryo Yarışması’ Bölümü jüri üyeleri; oyuncu Merve Dizdar, yönetmen Emre Kayiş ve oyuncu, oyun yazarı Berkay Ateş olarak belirlendi.

Festival Gösterim Salonu ve Katılım
19. Akbank Kısa Film Festivali, 2-12 Mayıs tarihleri arasında Akbank Sanat‘ta gerçekleşecek. Kısa Film gösterimlerine, atölyelere, söyleşilere ve eğitimlere katılım ücretsiz olacak.
19. Akbank Kısa Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Pera’da ‘Ruhların Derinliklerinde’ Film Seçkisi
Pera’da ‘Ruhların Derinliklerinde’ Film Seçkisi
Paula Rego’nun eserlerinde yer alan dramatik imgelere odaklanan ‘Ruhların Derinliklerinde’ film seçkisi Pera Müzesi’nde sinemaseverler ile buluşuyor.
İngiliz ressam Paula Rego‘nun eserleri, Pera Müzesi‘nde “Hikayelerin Hikayesi” sergisine paralel olarak, “Ruhların Derinliklerinde” başlıklı bir film seçkisi de izleyicilerle buluşacak.
Film seçkisi, 11 Nisan – 7 Mayıs tarihleri arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda sinemaseverler ile buluşacak.

Dramatik İmgeler Belgesellerle Keşfediliyor
Paula Rego’nun resimleri, insanların iç dünyasındaki karmaşık duyguları ve düşünceleri yansıtırken aynı zamanda birçok toplumsal meseleyi de ele alıyor.
Ruhların Derinliklerinde programı kapsamında, belgesel filmlerle birlikte İngiliz ressam Paula Rego’nun sanatında sıkça kullanılan dramatik imgeler keşfedilecek ve insan zihnindeki çatışmaların ve acıların yansımalarına tanık olma fırsatı verilecek. Ayrıca program, Rego’nun kürtaj serisine atıfta bulunan yapımlarla da izleyicilerle buluşacak.
Paula Rego: Sırlar ve Hikâyeler – Nick Willing

Nick Willing‘in yönettiği belgesel, Paula Rego’nun yaşamına ve eserlerine eşsiz bir bakış sunuyor. Rego’nun kişisel trajedileri ve garip gerçeklerden oluşan samimi dünyasına şifreli bir bakış niteliğindeki belgesel, ressamın mücadelesiyle dolu benzersiz hayatına dair sırlar ve hikayelerle dolu.
Arşiv görüntüleri, röportajlar ve Rego’nun atölyesinde yapılan derinlemesine çalışmalarla birleştirilen belgesel, mirası yıllara meydan okuyacak bir sanatçının pastel, karakalem ve yağlıboya ile grafiksel olarak resmedilmiş güçlü bir portresini çiziyor.
Jane – Tia Lessin, Emma Pildes

Tia Lessin ve Emma Pildes tarafından yönetilen belgesel, kürtajın yasaklandığı yıllarda kendilerine Jane adını veren bir yeraltı ağının açığa çıkma hikâyesini anlatıyor. Kod adları, paravanlar ve güvenli evler kullanan bu beklenmedik “kanun kaçakları” grubu, Roe v. Wade kararından önce ihtiyacı olan kadınlara yardım etmek için profesyonel ve kişisel hayatlarını riske atarak mücadele ettiler.
Jane belgeseli, üreme haklarına yönelik tartışmaların yoğunlaştığı günümüzde, kürtaj hakkının anayasal olarak onaylanmasından önceki ABD’ye dair çarpıcı bir portre sunuyor.
Bir Kadın Meselesi – Claude Chabrol

Marie-Louise Giraud, savaş dönemi Fransası’nda zorlu bir hayat sürdüren bir kadındır. Dayanışma ruhuyla başlayan kürtaj yardımları, zamanla gerçek işi haline gelir ve birçok kişi için bir umut kaynağı olur. Ancak bu faaliyetleri Ceza Mahkemesi tarafından fark edilir ve Marie, Haziran 1943’te idama mahkum edilir. Aynı yılın Temmuz ayında giyotinin bıçağı, Fransa’da ölüme mahkum edilen son kadınlardan birini idam eder.
Marie, tarihteki cesur kadınlar arasında yer alıyor ve zorlu koşullar altında bile insanların yardımına koşan biri olarak hatırlanıyor.
Paula Rego: Masal Anlatmak – Jake Auerbach

Paula Rego, İngiltere’nin önde gelen sanatçılarından biri olmasına rağmen, Portekiz doğumlu. Bu samimi film, sanatçının Madrid’deki Reina Sofia’daki retrospektifinden Londra’daki stüdyosunun mahremiyetine kadar takip ediyor ve sanatçının en özel temalarına dokunurken, üretmek zorunda olduğu eserlerle ilgili mizah dolu ve samimi bir bakış sunuyor.
Son Sanat Filmi – Jake Auerbach

Bu sanat hakkında bir film; sanatın sadece yüzeyindeki görüntülerle değil, aynı zamanda sanatçıların iç dünyaları, duygusal durumları, zorlukları ve üretim süreçlerindeki engellerle ilgili derinlemesine bir keşif sunuyor.
Sanatın hayatın içindeki yerine odaklanan film, sanatçıların içgüdülerine, mizaçlarına, pratikliklerine ve azimlerine odaklanıyor. Üretimin nasıl gerçekleştiği, sanatçının çalışma hayatından çalışma hayatına nasıl ilerlediği ve sanatın nasıl aktarıldığı konularında da ilham verici bir bakış açısı sunuyor.
Gösterim Programı ve Biletler
Ruhların Derinliklerinde film seçkisi gösterim programına buradan ulaşabilirsiniz.
Bu program kapsamındaki film gösterimleri indirimli müze giriş bileti ile izlenebilir. Biletler Biletix’ten veya Pera Müzesi resepsiyonundan temin edilebilirsiniz.
Pera Film‘in düzenlediği Ruhların Derinliklerinde film seçkisini 11 Nisan – 7 Mayıs tarihleri arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda izleyebilirsiniz.
Botter Apartmanı Sanat Merkezi’ne Dönüşüyor
Botter Apartmanı Sanat Merkezi’ne Dönüşüyor
İstanbul’un yeni sanat ve tasarım merkezi Casa Botter, kapılarını sanatseverlere açıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte, Botter Apartmanı Casa Botter adıyla İstanbullu sanatseverleri ağırlamak üzere kapılarını açıyor.
Casa Botter Sanat ve Tasarım merkezi, İstanbul’un kültür ve sanat hayatına yeni bir soluk getirerek ziyaretçilerini sanatın zengin dünyasıyla buluşturacak.

Botter Apartmanı’nın Geçmişi
Beyoğlu’nun önemli mimari yapılarından biri olan Botter Apartmanı, Raimondo D’Aronco tarafından tasarlanmış olup, Osmanlı padişahı II. Abdülhamit’in terzisi ve modacısı Jean Botter için 1902 yılında inşa edilmiştir.
İstanbul’da Art Nouveau tarzına sahip ilk bina olan Botter Apartmanı, toplamda 7 kattan oluşan ve dökme demir strüktür kullanılarak inşa edilen bir yapıdır. Binanın dış cephesinde, mimari D’Aronco tarafından ayrı ayrı çizilen her bir taşın yer aldığı taş kaplama kullanılmıştır.
Botter Apartmanı’nın giriş katı, Botter Modaevi adıyla Türkiye’nin ilk modaevi olarak kullanılmıştır. Apartmanın geri kalan katlarında Botter Ailesi yaşamıştır. Botter Ailesi’nin Paris’e göç etmesinden birlikte apartman birçok kez el değiştirmiştir.

Restorasyon Çalışmaları
Birinci Derece Korunması Gerekli Kültür Varlığı olarak kaydedilen ve uzun yıllar boyunca kullanılmayan yapı, dış cephe, iç mekan restorasyonu ve bahçe düzenlemesi işlemlerinin tamamlanmasının ardından sanatseverler için açılıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Dairesi Başkanlığı, bir yılı aşkın süredir yürütülen restorasyon çalışmalarının tamamlandığını ve Casa Botter’in İstiklal Caddesi’nde uzun bir sessizliğin ardından yeniden hizmete gireceğini sosyal medya hesaplarından duyurdu. Belediye yetkilileri, tarihi apartmanın yakın zamanda İstanbullularla buluşacağı müjdesini verdi.

Casa Botter adıyla bir sanat ve tasarım merkezine dönüşen yapı, yakın zamanda İstanbul’un kültür ve sanat hayatına yeni bir soluk getirerek sanatseverleri ağırlayacak.
